In Bruges (Brüjde) üç ayri kötü adamin, üç ayri vasfi üzerine bina edilmis. Birincisi Ray’in üzerindeki bu islerin adami olmamasindan dolayi ortaya çikan bir çocuk katilinin “vicdan azabi” hali. Ikincisi Ken’in yasadigi itaat ve merhamet çatismasi ve son olarak Harry Waters’in prensiplerine bagliliginin verdigi taassup. Bu üç temel mefhum etrafinda yine bir takim metafizik degerlerin insandaki tezahürünü irdeliyor Martin Mcdonagh. Filmin dikkat çekici bir yönü ise, Iki kötü adamin (Ken ve Harry Waters) gözünden kentin mimarisine, tarih dokusuna göndermeler yaparak çok derin estetik mülahazarda bulunulmasi, böylelikle üst-estetik görgüyü kötülük pesindeki bilinçlerden sunarak deyim yerindeyse onu nötürlestirmesidir. Ray gerçekten bu islerin adami degildir. Üstünde gençliginin vermis oldugu yasam arzusu sürmektedir. Brüjdeki kuleyle, ikonalarla, tas dösemelerle ilgilenmiyor olmasi, sehirdeki bir kiza asik olmasi bundandir. Harry, bir kiralik katilin hafizaya sahip olmamasi gerektigini bilmekte ve Ray’in yasamaya devam etmesi halinde kendisinin de er geç desifre olacagini düsünmektedir. Böyle olmasa dahi Harry siddetli bir prensip savunucusu olup kötü adamlarin mutlak kötülük dairesinde olmadiklarini, çocugun ölümü karsisinda almis oldugu tavirla izleyiciye göstermistir. Ve izleyici böyle durumlarda kötülük kavramini sorgulamaya baslar… Ken ise dibine kadar katil, böyle oldugu kadar ise özde merhamet sahibidir. Brendan Gleeson’un, gözünden yasam feri alinmis o donuk ve anlamli bakislara sahip katil rolünü oynayisi mükemmeldi. Ken, Brüjü kuleden seyrederken izleyici Ken’in yüzünde; kötülük, aidiyetsizlik, sanat, estetik, ahlak ve vicdan gibi kavramlari iç içe geçmis bir harman gibi görür. Harry Waters, Ken’in kendisini Ray’e feda edecegini gördügü halde taassubu Ken’i öldürmesine engel olmamistir...