Filmler
Diziler
Programlar
“İnsanlığınıza erişmek için, insanlıktan ne kadar çıkmak gerek?”
The Square isimli film son derece lüks bir müzenin yöneticisinin iş yerinde ve özel hayatında yaşadığı krizi konu alıyor. Meydan yardım dilenen insanlara bozukluğu olmadığını söylerken, Tesla arabasına binip papyonu ile dolaşan, kendini üstün gören bir yapısı vardır. Yaşadığı olaylar onun biraz daha duyarlı olmasını sağlayacaktır.
İnsanların arasındaki ayrım giderek artıyor. Mağaralardaki yaşam tarzımız mağazalarda yaşamaya başlayınca oldukça değişti. Sahip olmayı öğrenen insanlık için ayrımın temelleri atıldı. Belki hayatta kalmak için uğraş veriyordu atalarımız... Ancak avlanmak ve beslenmek dışındaki zamanda hayatın tadını çıkarıyor olmalılar. Bu kadar uzak geçmişi tahmin etmemize bile gerek yok. Ortak özellikler gösteren günümüzdeki kabileler ya da yüz sene önceki köy hayatı da aşağı yukarı benzer bir yaşam tarzını gösteriyor bize. Hemen hemen hiç sınıf ayrımının olmadığı, benzer gelir düzeyleri ile kilitsiz kapılar ve güvenilir bir ortam. Doğa ve hayvanlar ile daha yakın ve saygılı bir yaşam.
Artık ebeveynler çocuklarını dışarıya tek başlarına bırakmıyor veya bıraktıklarında korkunç bir endişe duyuyorlar. Zenginle fakir arasındaki fark artarken, şehirde yaşayan insanlar birbirlerine yabancılaşıyorlar. İş yerinde, sanatta, ilişkilerde ve hatta cinsel hayatta. Gelir düzeylerindeki muazzam uçurum, en alt gelir düzeyindeki kişileri hırsızlığa veya zorbalığa iterken, güven sarsılıyor ve kısır döngü arayı daha da açıyor. Dilenen veya yardım isteyen insanlara dönüp bakmıyoruz bile. Bu kişi gerçek bir dilenci olmasa bile. İş hayatında güvensizlikten dolayı, insanlar robot gibi davranıyor, gerçek fikirlerini söylemek veya samimi geri-bildirim yerine, olması gereken rollerini oynuyorlar.
Yazının tamamı TuvaletKağıdınaNotlar.com da...
The Square isimli film son derece lüks bir müzenin yöneticisinin iş yerinde ve özel hayatında yaşadığı krizi konu alıyor. Meydan yardım dilenen insanlara bozukluğu olmadığını söylerken, Tesla arabasına binip papyonu ile dolaşan, kendini üstün gören bir yapısı vardır. Yaşadığı olaylar onun biraz daha duyarlı olmasını sağlayacaktır.
İnsanların arasındaki ayrım giderek artıyor. Mağaralardaki yaşam tarzımız mağazalarda yaşamaya başlayınca oldukça değişti. Sahip olmayı öğrenen insanlık için ayrımın temelleri atıldı. Belki hayatta kalmak için uğraş veriyordu atalarımız... Ancak avlanmak ve beslenmek dışındaki zamanda hayatın tadını çıkarıyor olmalılar. Bu kadar uzak geçmişi tahmin etmemize bile gerek yok. Ortak özellikler gösteren günümüzdeki kabileler ya da yüz sene önceki köy hayatı da aşağı yukarı benzer bir yaşam tarzını gösteriyor bize. Hemen hemen hiç sınıf ayrımının olmadığı, benzer gelir düzeyleri ile kilitsiz kapılar ve güvenilir bir ortam. Doğa ve hayvanlar ile daha yakın ve saygılı bir yaşam.
Artık ebeveynler çocuklarını dışarıya tek başlarına bırakmıyor veya bıraktıklarında korkunç bir endişe duyuyorlar. Zenginle fakir arasındaki fark artarken, şehirde yaşayan insanlar birbirlerine yabancılaşıyorlar. İş yerinde, sanatta, ilişkilerde ve hatta cinsel hayatta. Gelir düzeylerindeki muazzam uçurum, en alt gelir düzeyindeki kişileri hırsızlığa veya zorbalığa iterken, güven sarsılıyor ve kısır döngü arayı daha da açıyor. Dilenen veya yardım isteyen insanlara dönüp bakmıyoruz bile. Bu kişi gerçek bir dilenci olmasa bile. İş hayatında güvensizlikten dolayı, insanlar robot gibi davranıyor, gerçek fikirlerini söylemek veya samimi geri-bildirim yerine, olması gereken rollerini oynuyorlar.
Yazının tamamı TuvaletKağıdınaNotlar.com da...