amerikalıların çarpık yaşam tarzlarını ve ilişkilerini çok gerçekçi bir anlatımla izleyiciye aktaran bir film olmuş. film bazı yerlerde sıkıcı olabiliyor oldukça durağan bir film. en büyük gücü filmin oyunculuklar jackie earle haley başta olmak üzere kate winslet ve diğer oyuncular çok iyi oynamış. haley sinemaya bu filmle müthiş bir dönüş yapmış bence. durağan giden filmin finali de çok sarsıcıydı açıkcası izlenmesi gereken bir film 7/10
bence iyibir filim değil.izlemenizede tavsiyet etmem zaten filimin ortalarına doğru saçmalaşmaya ve sıkmayada başlıyor.tamam hayatın içinden yetişkinlerin hayatlarından olabilecek şeyleri konu alıyor ama anlatım dilininde çok iyi olduğunu söyleyemem...
??Tutku Oyunları??neyi anlatıyor'Amerikan orta sınıfının çürümüşlüğünü mü'Yoksa banliyö yaşamının getirdiği katı kurallar altında üzüntüleri ve sevinçleri tornadan çıkmışçasına aynı kalıba oturan bireylerin zincirlerinden boşanma arzusunu mu'Banliyölere özgü olabilecek bir??ahlakçı tandansla??tutkusallık arasındaki gerilim belli ki senaryonun ana hattı.Sam Mendes'in,David Lynch'in,Lars Von Trier'in dingin kasaba yaşamının üstündeki örtüyü ustaca ortadan kaldırdıkları ,Amerikan rüyasını adeta şerre yordukları yapıtları Amerikan ??orta sınıfının??kaypaklığı(yoksa dünyadaki tüm orta sınıfların mı demeliydim?)üzerine birçok şey söylemekteydi.Özellikle de bir Lars Von Trier filmi olan ??Dogville??,bu anlamda tam bir manifesto filmi gibiydi.Tekdüze bir yaşamın örttüğü ??aşırılık ve patlama potansiyeli??,belki de en duru haliyle bu filmde ortaya konmuştu..??Dogville??,Amerikan orta sınıfının ??ahlakçı görüntüsünün??altında gizli olan ??tortuları??,öylesine sert bir şekilde yansıtmıştı ki, izlediğim en canlı ??polemik filmleri??nden biriydi. ??Tutku Oyunlar??şüphesiz daha naif'Sınıfsal bir bağ olsa da tutkusallık ile ahlakçılık arasında bir ??Ahmet Altan eseri ??olarak da pekala okunabilir.Edebiyat doktorasını tamamlayamamış,kendini çocuğuna adamış Sarah,kariyer sahibi güzel eşinin ağırlığı altında ezilen Brad,marazi bir anne-çocuk ilişkisinde cinsel dürtülerini dizginleyemeyen pedofilik bir karakter Ronald ve canı sıkıldıkça Ronald'ın kapısına musallat olan ?baş belası? bir polis memuru.Senaryonun ayaklarını oluşturan bu karakterler içerisinde öne çıkanlar şüphesiz Sarah(Kate Winslet)ve Brad(Patrick Wilson)...Kocasından beklediğini bulamayan Sarah, Madam Bovary romanından kopup gelmiş?? çağdaş bir Emma??adeta.Başarılı bir belgesel yönetmeni olan karısının kariyeri altında ezilen Brad'le ??yasak bir ilşkiyi??başlatıyorlar.Sonrası malum'Bu ilişkinin yarattığı tutkusal gerilim ile ??kutsal aile kavramı??arasında bir sarkaç salınım yapmaya başlıyor. Öykünün anlatımındaki müstehzi ton,dramatik yapıyı sulandırırken,sonuç itibariyle yönetmenin durum tespitinden öteye gidememesi de filmde boşluklar yaratıyor.Sarah'ın kasabanın diğer kadınlarıyla Madam Bovary romanını tartıştıkları sekansta Sarah'ın tam bir özdeşlik duygusuyla Emma'yla bütünleşmesi ve bunun seksüel bir tutkunun yansımalarıyla verilmesi etkileyiciydi.Aynı şekilde Ronald'ın ??bir teşhir materyali??olarak okuduğumuz çocuk biblolarını(malum: uzak durulması gereken bir pedofilik o?)hayattaki son dayanağı alan annesinin ölümü sonrası paramparça ettiği sekansa da vurgu yapmadan geçemeyeceğim? Kate Winslet'in ve Jackie Earle Haley'in oyunculuk anlamında ön plana çıktığı filmi izledikten sonra pekala şöyle bir tespite varmak da mümkün:Amerikan orta sınıfının bireyleri tutku bahsinde radikal hamlelere girişseler de sıkıyı görünce pes edip elindekileriyle yetinirler. Filmin sonunda parkta Ronald'la karşılaşan Sarah'ın bir ailesi olduğunu hatırlayıp apar topar evine yönelmesi sanırım bu durumu açıkça ortaya koyuyor'Tabi yine de tartışmaya değer!
Bu tarz filmler neden eleştirmenler tarafından çok tutulur neden Oscar’da aday bile gösterilir halen anlayamıyorum doğrusu. 2001 yılında aynı yönetmenin In the Bedroom diye bir filmini izlemiştim, ilk defa hayatımda o filmde resmen uyuya kaldığımı hatırlıyourm, ama gel gör ki o film o yıl Oscar’a aday oldu (!). Bu film ondan bile kötü, tempo yok son derece sıkıcı, adeta bir roman gibi filme ne katkı sağladığını anlamadığım üçüncü şahış anlatımı mevcut, üç saatlik sadece kilit zina sahneleri ve büyüklerin performanslarını altüst eden iki küçük çocuğun (orijinal ismi herhalde buradan geliyor)olağanüstü performansı hariç, filmde hiç bir şey yok. En önemlisi Winslet Wilson arasındaki aşk hiç inandırıcı değil. Filmde resmen öfledim.
bence güzel filmdi.anlatmak istediğini tam olarak anlatmış.sadece bi konu üzerinde durmamış,farklı farklı işlemiş.sonuda güzeldi,izlenmesi gereken bi film.
gerçekten çok iyi bir film.ama öyle çerezlik "izleyelim vakit geçsin" mantığında iseniz kesinlikle uzak durulmalı.çünkü filmin üzerinde çok düşünülmeli.sıradan insanların ani ve karşı konulamaz tutkularıyla değişen hayatları bir konu.toplum tarafından reddedilmiş bir kişinin içerisinde bulunduğu durum ayrı bir konu.ve bunun gibi daha bir çok hayata dai temel sorular.yaşamı anlatan bir film bir bakıma.seyredilmeli , oturup düşünülmeli.
Kate Winslet e bir kez daha hayran kaldığım Oyunculukların mükemmel Farklı karakterlerin başarıyla işlendiği ve izleyiciyi film boyunca sıkmayan bir film Mutlaka İzleyin
Dipnot: Winslet ile Madam Bowary nin analizinin yapıldığı sahne filmin kısa bi betimlemesi gibi sanki. Dikkatlice izlenmeli 9/10
Olumlu veya olumsuz yorum yapma konusunda karar veremediğim nadir filmlerden biri.Net bir şekilde iyi ya da kötü diyemiyorum film için.Başında çok iyi bir filmle karşı karşıya olduğumu sanıp filme kendimi kaptırmıştım ama filmin ağır havası, film ilerledikçe hiçbirşey olmaması,farklı hayatları kesiştirecek bir sürpriz yaşanmaması ve filmin finalindeki sonuçsuzluk beni tatmin etmedi açıkçası. Oyunculuk iyi,hikaye sağlam ama daha iyi işlenebilirdi gibi geliyor.Filmi izlerken beni düşündüren tek şey Ronald karakterıydı.Gerçekten yaptığı çok kötü bir şey olmasına rağmen düzelmeye ve yaşama tutunmaya çalışması insanı düşündürüyor.Bu tip insanlara ikinci bir şans verilmeli mi,bu şekilde dışlanmaları,hergun yaptıklarıyla yargılanmaları ne derece doğru diye.. İnsanların yapmak zorunda oldukları ve gerçekte yapmak istedikleri şeyler arasında ikilemde kalmaları pek çok filmde işlenen bir konu ama filmin finalinde anlıyoruz ki yapmak istedikleri şeylerı yapacak inancı ve cesareti çok az insan bulabiliyor ve çoğu en ufak bir zorlukla karşılaştığında pes ediyor.Düşündükçe filmden pek çok şey çıkarılabilir fakat filmin ağır ilerleyen yapısı ve fazla uzun sürmesi insanı bunu yapmaktan biraz uzaklaştırıyor.
filmi dün vcd'de izledim. "sinemada izlemek zaman kaybı olurmuş" diyen arkadaşa katılıyorum. Biraz psikolojik, biraz karakter incelemesi gibi bir filmdi sanki. bu tarz filmleri beğenenler olabilir belki, kesinlikle izlemeyin diye bir şey söylemiyorum. ama benim içimi kararttı.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.