En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Turgay Buğdacıgil
Takipçi
2.339 değerlendirmeler
Takip Et!
3,5
11 Aralık 2024 tarihinde eklendi
Senaryosunu, Ernst Hemingway'in aynı isimli romanından (1929) uyarlayarak...
Benjamin Glazer ile Oliver H.P. Garrett kaleme alırlarken...
İki Academy ödüllü Frank Borzage'ın da yönetmen koltuğunda oturmakta olduğu "A Farewell to Arms"; romantik bir savaş draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz, 900 bin dolarlık bir bütçe ile siyah-beyaz olarak çekilen...
Ve...
Kino International tarafından...
2011 yılında restore edilen bu sinema klasiğine, 1080p formatındaki pırıl pırıl bir kopyası aracılığıyla biraz daha yakından bakalım...
***
Film...
"Tıpkı zaferler gibi felaketler de, Dünya Savaşı boyunca her ulusun kayıtlarında yer almıştır... Ancak, bu görkemli başarıların en başında iki isim övgüyü hak etmektedir...
The Marne ve the Piave..."
Şeklindeki bir ön bilgilendirmeyle başlarken...
***
Başrol karakterlerinden...
Mimarlık eğitimi nedeniyle İtalya'da bulunan Amerikalı Teğmen Frederic Henry'i (Gary Cooper)...
Aynı zamanda bir cerrah da olan İtalyan Yüzbaşı Rinaldi'nin (Adolphe Menjou) yakın dostu olarak...
İtalyan ordusuna hizmet veren bir ambulans şoförü...
***
Aynı Rinaldi'nin abayı yakmış olduğu Catherine Barkley'i (Helen Hayes) ise...
Bir binbaşının (Gilbert Emery) yönettiği İngiliz birimindeki...
Güzelliği ve iyilik severliğiyle nam salmış...
Bir Kızılhaç hemşiresi olarak görürüz...
***
Derken birden...
Alman uçaklarının gerçekleştirdiği...
Bir hava bombardımanı esnasında...
İçtiği şarabın etkisiyle...
İyice dağılmış vaziyetteki Frederic ile kaçarak canını kurtarma derdindeki Catherine'in yolları kesişiverir... ***
Ama...
O an için...
İkili arasında...
Her hangi bir etkileşim gerçekleşmez ve herkes kendi yoluna devam eder...
***
Ki...
Görür görmez Catherine aşık olan Frederic ile hiçbir şeyin farkında olmayan...
Hatta..
Kendisini öpmeye kalkıştığında...
Frederic'in suratına tokadı yapıştıracak olan Catherine'in resmi olarak tanışmaları...
Ancak bir sonraki akşam düzenlenen...
Alkolün yine...
Su misali aktığı...
Müzikli bir etkinlikte mümkün olabilecek...
***
Ve zaten...
Oldukça kısa olan filmin anlatımını da...
Catherine ile Frederic arasında başlaması kaçınılmaz olan aşka...
Kıskançlıkla karışık bir gıcıklıkla bakan Rinaldi'nin...
Ayak oyunlarının devreye gireceğini de belirtip...
Biz burada noktalayacağız...
Dakika 19...
***
İmkansız bir aşkmış gibi duran bu ilişkinin, nereye evrileceğinin belli olacağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; umulmadık derecede üzücü bir finali de bünyesinde barındıran, 60 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
1. dünya savaşında geçen ender filmlerden bir tanesi. Ama savaş konulu değil, savaşın içindeki bir aşk ve hayatta kalma öyküsü. Eski türk filmlerinin taklit ettiği filmlerin önde gelenlerinden bir tanesi...
Ünlü romancı Hemingway’ın en popüler ve en iyi romanlarından biri olan ’silahlara veda’ romanının filmi akıcı olay örgüsü ile,savaşa karşı duyarlılığıyla,dokunaklı aşk hikayesiyle neticede başarılı bir film.Ama insan böyle bir roman daha dramatik ve çoşkulu uyarlanabilir miydi diye sormadan edemiyor...
Filmdeki savaş manzarasının yanında,insanların korkularını,acılarını ve duyguları ustaca ele alarak bizlere sunuyor Vidor.Ancak ilk uyarlamanın romantik ve hüzünlü atmosferini oluşturamasada etkisini yine veriyor.Birbirlerine aşık olduklarını farkettiklerinde, savaşın dehşetinden uzaklaşmak, barış ve mutluluk aramak için kaçmaya çalışan çifti canlandıranRock Hudson ve Jennifer Jonesun kimyaları birbirine iyi uyuşmuş.
50lerin romantizminin ağır bir biçimde hissedildiği, Birinci Dünya Savaşı sırasında aslında hiç bir bağlarının bulunmadığı İtalyada birbirine aşık olan Amerikalı ambulans şoförü ile İngiliz hemşirenin hikayesi. Filmin esas teması aşk, savaş ikincil öneme sahip. Bazı noktalarda romantizmin çok ağırlaştığını, sürükleyiciliği alıp götürdüğünü söylemeliyim. Yine de bir dönem filmi ve daha önemlisi bir Hemingway uyarlaması olarak bu film izlemeye değer.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.