Balkondaki Kadınlar
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,5
İyi
Balkondaki Kadınlar

Erkekliğin Derdest Edilişi

Yazar: Onur Çakmak

Noémie Merlant, sinema dünyasında genellikle başarılı oyunculuk performanslarıyla tanınırken yönetmenlikte de ne denli iddialı olabileceğini 2021 yapımı "Mi Iubita, Mon Amour" ile kanıtlamıştı. "Balkondaki Kadınlar" ("The Balconettes") ise, Merlant’ın bu kez hem yönetmen hem de oyuncu olarak yer aldığı, ayrıca senaryosunu Céline Sciamma ile birlikte kaleme aldığı ikinci uzun metrajı. 2024 Cannes Film Festivali’nde prömiyer yapan ve Queer Palmiye için yarışan Merlant, bu yapımda da kadın hikâyelerine olan ilgisini sürdürüyor ve anlatıyı geleneksel tür kalıplarının dışına taşıma cesareti gösteriyor.

Mars Production

Film, Marsilya’da, sıcaktan kavrulan bir yaz gününde başlıyor. Genç bir yazar olan Nicole (Sanda Codreanu) zamanının çoğunu apartman dairesinin balkonunda geçiriyor. Komşularıyla yüksek sesle sohbet ederken bir yandan da karşı binada yaşayan komşusunu göz hapsinde tutuyor. Kendi halinde bir hayat süren Nicole’ün yaşantısı, dostları Elise (Noémie Merlant) ve Ruby’nin (Souheila Yacoub) hikâyeye dahil olmasıyla bir anda değişiyor.

Elise, Paris’ten gelen hırslı bir oyuncu adayıdır ve kocası Paul’ün (Christophe Montenez) baskıcı tavırlarından kurtulmak için Marsilya’ya sığınır. Öte yandan, ev içi şiddetle boğuşan, ancak bir noktada ipleri eline alarak bu döngüyü kırmak isteyen bir kadındır. Üçü birlikte, insanların evlerinde durmasının salık verildiği sıcak yaz akşamlarının birinde Nicole’ün dairesinde toplanarak kendilerine özgü bir dünya yaratırlar. Bu bölümde karşı apartmana ziyaretleri sonrası beklenmedik bir olay zincirinin içine sürüklenirler.

Merlant’ın hikâyesi, kadın dayanışması, patriyarka ve şiddet gibi konulara eğilirken serbest yapısıyla cesur ancak zaman zaman dengesiz bir anlatım sunuyor. Filmin iddialı açılışı ve bazı sekansları güçlü bir gerilim hissi yaratırken, zamanla olay örgüsünün dağınıklığı ve sahneler arası geçişlerdeki tutarsızlıklar filmi zayıflatıyor. Özellikle Ruby karakterinin başına gelenler ve sonrasında yaşanan olaylar, Merlant’ın kadınların maruz kaldığı şiddeti ele alma konusundaki çabasını gösterse de bazı anlar fazla uçarı ve gelişigüzel hissettirebiliyor.

Özellikle Ruby’nin karakteri ve onun başına gelenler, filmde önemli bir dönüm noktası olarak karşımıza çıkıyor. Aralarındaki en bağımsız ve cesur kişi olarak gördüğümüz Ruby, aynı zamanda filmde cinselliğini de en özgür şekilde yaşayan karakter olarak resmediliyor. Fakat film ilerledikçe, Ruby ve toplumun ona biçtiği rol arasındaki çatışma giderek daha trajik bir hâl alıyor. Bilhassa yaşadığı travmatik olay, filmde anlatının tonunun keskin şekilde değişmesine neden oluyor. Ancak bu olayın işleniş biçimi biraz flu kalıyor ve buradan hareketle izleyicide yaratabileceği duygusal etkiyi tam olarak veremiyor.

Noémie Merlant’ın Céline Sciamma ile olan iş birliği de filmi özel kılan unsurlardan biri. Hatırlanacağı üzere, ikili daha önce büyük ses getiren "Portrait of a Lady on Fire" filminde bir araya gelmişti. O projede Sciamma yönetmen, Merlant ise başrol oyuncularından biri olarak yer almıştı. "The Balconettes"te Sciamma, bu kez yalnızca senaryoya katkıda bulunuyor. Anlatının akışı, "Portrait of a Lady on Fire"daki tutarlı, dengeli yapıya kıyasla biraz daha kopuk ve bazen rastgele ilerliyor.

Merlant, filmdeki feminist unsurları öne çıkarırken konvansiyonel hikâye anlatıcılığına meydan okumak istiyor. Bu tercihi açılıştan sonra filmin odak noktasını belli ölçüde kaybetmesine neden oluyor. Film, toplumsal cinsiyet normlarını ve kadın özgürlüğünü başarıyla vurgularken özellikle finalden hemen önce yer verilen sahne, filmin genel söyleminin biraz daha sığ sularda kalmasına yol açıyor. Yine de oyuncular arasındaki kimya ve özellikle de Merlant ile Nadège Beausson-Diagne’nin performansları, filmi izlenebilir kılan unsurlar arasında yer alıyor.

Sonuç olarak; "Balkondaki Kadınlar", Noémie Merlant’ın yönetmenlikteki ikinci denemesi, ilginç fikirleri ve cesur anlatım denemeleriyle dikkat çekse de senaryo ve yapısal bütünlük açısından tam anlamıyla tatmin edici olamıyor. Film, erkekliği deyim yerindeyse derdest ederek güçlü feminist mesajlarını finale kadar taşırken ne yazık ki bütünlüğünü kaybediyor ve birbiriyle tam olarak örtüşmeyen sahnelerle izleyiciyi yorabiliyor. Ancak buna rağmen kesinlikle merak uyandıran bir izleme deneyimi sunuyor.

Onur ÇAKMAK

Daha Fazlasını Göster