Sırf bu filme yorum yazmak istediğim için üye oldum. Bağzı filmler vardır izlerken sıkılırsınız bir an önce bitmesini istersiniz ama aradan zaman geçtikten sonra film aklınızda çok iyi olarak kalır neden bilmiyorum ama bu filmi izlerken sıkılmıştım abartıldığını düşünmüştüm ama şuan aklımda çok iyi kalmış bunun sebebini şöyle düşünüyorum bence aklımda uzatılmış sahneler kalmadı ve sadece en iyi sahneleri hatırlıyorum her neyse nedendir bilmiyorum ama aklımda böyle kalan tek film bu değil aynı şeyi The Shining içinde söyleyebilirim filmi izlerken çok sıkılıyorum ama aradan zaman geçince ağzında çok hoş bir tad bıraktığını algılıyorum ve tekrar izlemek istiyorum söyliyeceklerim bu kadar filmi izlemenizi tafsiye ederim görüşürüz.
Yalnız kaldığı için topluma ve toplumun kirli işlerine cephe alan,kahramanlığa soyunan bir adamın hikayesi.De niro oynamamış adeta yaşamış travis bickle'i,cybill shepherd gerçekten güzelliğiyle büyülüyor insanı.Özellikle son sahneler etkileyici diyebilirim,izlemeden önce açıkçası şüphelerim de vardı; çok olumlu yorumlar olduğu kadar olumsuzlar da vardı ama ben filmi çok olumlu buldum tabi eski olmasına rağmen işlediği şeyler açısından global sorunları ele alıyor ve izlenmeyi sonuna dek hak ediyor.
Yalnızlık adamı çengel yapar be dostum. Yalnızlıkta düşünceler derinleşir, karanlıklaşır. Yapacak bir şey bulamayıp 'şimdi ne yapacağım ben' dediğiniz oldu mu hiç? O ne kötü bir histir. Kafanızın içinden bir bir tane fare geçer. Ha birde uykusuzluk. Fight Club'ta ne diyordu? 'İnsan uykusuzluk çekerken sanki her şey uzakta. Her şey suretin suretinin sureti'. Travis' de bir gün uykusuzluk çekerken artık dur dedi kendine. En azından gece yarısı bir işe gireyim de para kazanayım dedi. Taksi Şoförü olmaya karar verdi. Sonrası malum. Travis zaten kendi içinde güçlü biri. Yalnızlıkta aklını çok yoğun işlerle meşgul ediyor. Yoksa delirmesi hiçten bile değil. Birde şehrin gece hayatını gördükçe giderek farklı bir şeyler yapmaya güdülüyor kendisini. Ve o anda kişilik dönüşümü yaşıyor. Siz buna psikopatlıkta diyebilirsiniz ama adamın aklı zehir gibi çalışıyor. Belkide o şehirdeki bir çok kişi Taravis'in kafasını yaşıyor. Fakat Travis kadar cesaretleri olmadıkları için o bunalımlı hayatlarına devam ediyor. Kendilerini baskı altında tutuyorlar daha doğrusu. Değişime izin verseler kaderde öğrenecekleri çok şey var. Size bir şey söyleyeyim mi? Bence alın elinize kağıt kalem filmi öyle izleyin. Travis'in günlüğüne yazdığı her söz ders niteliğinde. Ben 6 bira içtim(içki sağlığa zararlıdır.) filmi izlerken. Ve şu güne kadarda insan psikolojisini bu kadar iyi yansıtan bir film görmedim arkadaş. Küçük bir dipnot; filmin müziklerini yapan Bernard Herman'ın müzikleri tamamladığı gün ölmesi de ilginç bir tesadüftür. Alfred Hichcock film müziklerini de bu adam yapardı. sonuç olarak sakin ve yanlızlık içerisinde kafanız sallantılıysa izleyin pişman olmazsınız iyi seyirler...
Yalnız ve temiz kalpli Travis Bicklen, kötülükler ve bozulmuşluklarla mücadelesini anlatır Taxi Driver... Bir gün karar verir, kötülüklere dur demenin zamanı gelmiştir artık.. İşte böyle başlar ve kanlı bir hesaplaşmayla biter hikayemiz.. Scorsese sinemasının en değerli örneklerinden biri olan Taxi Driver, kirli düzene karşı yapılmış en iyi eleştirel filmlerden bir tanesidir ayrıca... De Nironun tek kelimeyle usta işi oyunculuğu ise büyüleyici doğrusu.. İyi oyunculukları, sağlam senaryosu ve en önemlisi de unutulmaz yalnız adam Travis Bickle karakteriyle efsane bir film, Taxi Driver.. Her sinema sever tarafından arşivlenmeyi hakkeden bir başyapıt...
martin scorsese’nin kendine has tarzının belki de en önemli yansımalarından biri bu film. scorsese’nin filmleri gerçekçilikten yola çıkar ve genelde scorsese filmlerinde amerika’yı (abd) esas alarak konusunu anlatır. en önemlisi ise filmlerinde hemen hemen tempo hep aynı kalır, yani izleyiciyi çok yorar filmleri, al buradan yakala filmi demez. sonuçta özel bir hayran kitlesi olması gerektiğini düşündüğüm bir yönetmendir. aynı olayı stanley kubrick’te de görüyorum. bu yönetmenleri izlemek özel ilgi gerektirir, özel okuma gerektirir diye düşünüyorum. yani bu tarz yönetmenlerin filmlerini anlamamak veya hoşlanmamak beyinsizlikten değil, filmi gereken şekilde ele almamaktan kaynaklanır. ama iyi ki anlamadan, anlamış görünen, beğenmeden off be, çok müthiş film bu yav diyenler yok. :)
Travis Bickle (Robert De Niro) savaş gazisi olarak Vietnamdan New york a dönmüştür. Hayata bir an önce karışmaya çabalasa da yabanıl ahlak anlayışı, onun metropol hayatına uyum sağlamasını zorlaştırır. Uyku sorunu olduğundan geceleri çalışacağı bir taksi işi bulur. iştebundan sonra vietnam sendromlu şöförümüz şhowa başlar .Taxi Driver, ipuçlarıyla karakter çizme açısından bir başyapıttır... afişide oldukça etkileyicidir ...
Sağda solda hakkında fazlasıyla konuşulan filmlerden birisi de Taxi Driver. Senaryosunu Paul Schrader yazmış (ki kötü bir senaryo bile sayılabilir). Yönetmeni Martin Scorsese ve başrol oyuncusu Robert De Niro.Taxi Driver filminde Martin Scorsese en baştan çok iyi götürdüğü kurguyu seyirciye finalde şiddet hediye ederek çamura saplasa da Robert De Niro final replikleri ve mimikleriyle filmi o çamurdan çekip çıkarmıştır. Travis Bickle sadece ?yalnız? ve sadece ?Vietnam Syndrome? sahibi bir gazi değildir. Bickle'in bizi şaşırtan yanı, tam olarak ne yaptığını bilemeyen, ne yapacağı konusunda pek bir fikri olmayan kişi olmasıdır. Diş fırçalama alışkanlığı gibi bir alışkanlıkla günlük tutuyor olması bizi fazla heyecanlandırmasın. Bu, onu kararlı ve sistemli bir adam yapmaya yetmez. Problemleri vardır Travis’in fakat bu problemli insanla finaldeki katliamı yapan kişi örtüşmemektedir. Ve benim nazarımda Taxi Driver filmi bu yönüyle bir büyüye sahiptir. Gündüzle aşinalığı bulunmayan(¹) Travis kenti, her daim gecenin karanlığıyla, gece kuşlarıyla, suçlularla, fahişelerle izlemekte ve böylece anlamlandırmaktadır. Kendisini iyi ve ahlaklı birisi olarak görmekte, taksinin camından gözüne çarpan ne kadar kadın varsa onları fiilen ya da potansiyel olarak günaha saplanmış necis birer varlık olarak görmektedir. Hoşlandığı kızı pornografik bir filme götürmüş olması Travis açısından yadırganacak bir şey olmadığı gibi, kızın buna tepki vermesine şaşırmıştır bile. Çünkü kendisi geceleri gittiği sinemalarda kadınlı erkekli çiftler görmüş ve tüm New York şehrini bu kokuşmuş gecelerle örtüştürmüştür. Bu açıdan Travis’in en büyük problemi gündüzü bilmiyor olmasıdır. Kendisi gibi taksi şoförlüğü yapan arkadaşlarının (diyalogda olduğu başka kimse yoktur) Travis'le ya da birbirleriyle kurdukları hemen her diyalog bu söylemi destekleyici niteliktedir.
Pisliğin, serseriliğin, köpeklerin, adiliğin, kokuşmuş bir düzenin karşısında duran yalnız bir adamın öyküsü ...Travis, yalnız bir insan. Aynı zamanda saf, temiz, doğru, dürüst bir insan. Beğendiği kadına olduğu gibi davranıyor, yapmacık değil.Sevdiği kadını kendi yaşantısının bir parçası olarak görmesi, onu porno filme götürmesi aslında saflığın, dürüstlüğün bir ifadesi ...Bu durum bence Travisin topluma ayak uyduramaması anlamına gelmez. Çünkü toplumun Travise verdiği bu ...Çevresindeki adaletsizlikler, ahlaki çöküntü, yozlaşmış kokuşmuş bir düzen onu rahatsız ediyor, ve bunu kendince değiştirmek istiyor.Kendisi kokuşmuş bir düzenin parçası olmak yerine bunu reddediyor ve ayakta kalma mücadelesi veriyor. Yaşadığı çarpık düzeni değiştirmek istiyor. Haksızlıklara tahammül edemiyor ...Burada biz kendimize sorabiliriz: Bizler gördüğümüz, yaşadığımız çarpık düzeni değiştirmek için neler yapıyoruz? Hiçbir şey ...Yalnız bir insan çevresini daha iyi gözlemleyebilir. Travis niteliksiz, yozlaşmış yığınların arasında olmaktansa yalnız kalmayı tercih etmiş. Ne büyük bir erdem ... Travisin yaşadığı yalnızlık bir çaresizlik göstergesi değil, bir tercih meselesi aslında ... Pislikten, adilikten, adaletsiz aşağılık bir toplumla kaynaşmaktansa yalnız olmayı tercih etmiş ...Bernard Russellin Akılsızca bir şeyi milyonlarca kişi söylese de o şey yine akılsızcadır. sözünden hareketle; Travis pis, adi bir toplumun içinde parlayan bir güneş gibi ...
filmi izleyip sonunda'vaaavv'çok müthişti diyemedim çok mükemmel hissi uyandırmadı bende,açıkçası hayret ettim:S..ama ben yine olsa yine izlerim robert de niro nun oyunculuğunu görmek için.
Açıkçası filmi 2. sefer izlediğimde görüşlerim değişti. Size de tavsiye ederim.
Özellikle insanların ve onların iç dünyalarının tasviri, her kitlenin kendine has kültürü-yaşayışı filmi adeta Psikolojik bi film yaparken Sokakların tasviri (hele o müzikler eşliğinde), Sokakların içinde bulunduğu bataklık ve Travisin bunlara cephe alması filme ayrı bir aksiyon ve bunun yanında drama katıyor.
Foster ın lokantadaki kahkahası, Travisin sinema çıkışında kıza "Wait a Second, Wait a Second" demesi, Aynada konuşması ve tabii ki sevdiği kız ile en son Taxi deki diyaloğu unutulmaz. 8,4/10 Mutlaka İzleyin
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.