En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
f-corleone
Takipçi
227 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
20 Nisan 2004 tarihinde eklendi
senaryosundan tutun da yönetmenine, oyuncularına kadar herşeyiyle mükemmel olan bi film.. o kadar güzel bi kurguyla anlatılmış ki, cidden sıkılmadan izlenebilir.. kalitesinden şüphe edilemicek bi yapım...
Ne kadar büyük bir umutla izlemeye başladığım bir filmdi.... Fakat ne yazık ki tam beklediğimi alamadım.Oyuncuların herbiri işinin hakkını vermiş.Konuda ise altı dolu olmayan noktalar gördüm.Ama yine de,kesinlikle izlenesi bir film olduğunu düşünüyorum.
yalnızca makyaj hileleriyle değil, sesiyle, hal ve tavırlarıyla, rolünün hakkını gerçekten veriyor nicole kidman... julianne moore ve ed harrisi de unutmamalı... gerek oyunculuk, gerek senaryo, gerek görüntüler açısından kaçırılmaması gereken bir eser... ki zaten altyapısı virginia woolf...
Film hakikaten şizofrenik bir yapıda ve bunu rollerini mükemmel oynayan 3 müthiş oyuncu ile güzel olmuş bir yapım.Her ne kadar bir çok izleyene sıkıcı gelmiş olsada bence oyuncuların müthiş katkısıyla seyredilmesi gereken kalitedeiyi bir film..
bu film anlayanlar için güzel şeyler ifade eden bir film aslında.öncelikle oyunculukları son derece inandırıcı ve gerçekçi.nicole kidman tanınmayacak bir halde,diğer kadın oyuncular da başarılı oyunculuk performansı göstermişler.filmin çok duygusal sahneleri de vardı.özellikle bayan woolf karakterini oynayan nicola kidman'ın kocasına yazdığı mektup ve sonrasında intihar etmesi.tren istasyonunda eşine söyledikleri...bir de hamile kadın otel odasında yatarken suların yükselmesi gibi bir hayal sahnesi.bunlar filmin dikkat çeken unsurlarından.zaten filmin içinde farklı zaman dilimlerinde yaşayan bu 3 kadının ortak özellikleri göze çarpıyor.3'ünün de eşcinsel eğilimler içinde olmaları.3'ünün de bir terk ediş veya terk ediliş travmaları yaşamaları.aslında dikkatle izlediğinde insana çok şey ifade edebilecek dramatik bir yapım...
Birkaç yıl önce,bir dergide Virginia Woolf hakkında bir yazı okumuştum.O zamanlar bu yazarı pek iyi tanımıyordum,birkaç kez adını duymuşluğum vardı.Yazıyı okuduğum dönemde "Saatler" adlı film gösterime girecekti.O yüzden hazırlanmış,bilgilendirici bir yazıydı.Bilinç akışı denilen kavramdan bahsediliyordu,hani Virginia'nın bulduğu şu kavram.Basitçe açıklamak gerekirse;iki kişi konuşuyor.Bu konuşmayı yönlendiren bir üçüncü kişi varmışcasına bu da bilinç akışının ta kendisi oluyor.Tıpkı bir karakter özelliği gibi.Bu filmde de bu var.Bu film Virginia Woolf'un Mrs.Dalloway adlı kitabından uyarlanıyor.Mrs.Dalloway'i tekrar uyarlayan pulitzer ve birkaç ödülü bu eseri,Saatler ile kazanmış yazar Michael Cunningham kaleme almış.İlk olarak gelmek istediğim nokta, dolaylı yolla Michael Cunningham'ın romanı.Yazar Virginia'dan farklı olarak bir de Clarissa karakterine farklı bir boyut katıyor,üstelik bu karakteri 2002 yılına taşıyarak.Gelgelelim filme... Film dediğim gibi Cunningham kitabından uyarlanmış.Kitabı okudum.Kitaptaki karakterler arası bağ çok bilinçlice kurgulanmış.Victoria dönemindeki karakterimiz Mrs.Woolf(Nicole Kidman),1930 lardaki Laura Brown(Julianne Moore) ve 2002 yılındaki Clarissa Vaughan ya da Mrs.Dalloway(Meryl Streep) arasındaki zamansal paslaşmalar gerçekten profesyonelce.Film bölümlere ayrılmış.Üç farklı renkte kartonu eşit parçalar olarak böldüğünüzü düşünün ve biraraya getirin.Sonra oluşan bu ortak zemin üzerine bir şekil çizin ve üçünü ayırın.Üçünün oluşturduğu bir denge ve birbirlerinden ayrıldıklarında tanımsız, birlikteler iken anlamlı bir şekil söz konusu olan.Filmin yaptığı da bu.Üç farklı zaman ve üçe bölünmüş bir film.Üçü birbirine bağımlı ilerliyor.Hepsinin bağlayıcısı biraz daha baskın olan ,kurgunun etrafında birkaç kez daha dolandığı Virginia karakteri.Birde filmin final kısmını ikiye ayırın.Birini başına koyun ki biraz ip ucu versin.Diğer kısmı ise gelindiğinde ise artık film çözülmüş olsun.Alın size kabaca filmin kurgusu...Filmi kabaca böyle özetleyelim.Fakat bunu yaparken Virginia'yı oynayan Nicole'un seyirciyi daha filmin ilk açılışından itibaren o trajik sona sürükleyen,böylesine bir kadının acısına bürünüp bizlerin bir kez daha sevgisini kazanan oyunculuğunu atlamayalım...Ya da Philip Glass'ın yaptığı şeyden çok emin notalarından çıkan ezgisini bir yandan kulağımızdan eksik etmeyelim...En iyisimi biz Meryl Streep'in artık sizleri şaşırtmayan,yine mükemmel oyunculuğunu,Moore'un adeta yaşadığı, depresif Mrs.Brown karakterini bir yana bırakıp,noktamı koymadan Virginia Woolf a son bir kez bakalım.Bu kadını,kitaplarını anlamak kolay değil.Fakat biraz da olsa bu kadını anlamak isterseniz filme bir göz atın, pişman da olmayacaksınız derim.7.8/10.İyi Seyirler.....
filmi 2 kez izledim ikincisinde daha fazla etkilediğimi söyleyebiliriö. filmin ağır olduğu kanısında değilim ne de olsa otomatizm başlı başına kafa yoran bir teknik, filmse sahnelere yüklenmiş içsel hezeyanlara bölünmüş. aslında bir tür arayış sözkonusu olan kadınların yaşadıkları woolf'un onları sorgulatması ki (dolaylı ya da doğrudan). sahneler ve kurgu güzel olmakla birlikte filmin tek olumsuz yönü zaten sürealizme de dahil olan wirginia woolfun dönemi ve eserlerinin fazla egosantrik oluşu ve bunun filme bu şekilde yansıyışı.
bence başarılı bir film.yönetim + oyunculuklar harika.ilginç bir konu.ortaya çıkan eser güzel.ve filmin sonu süper..en çok yönetmenden ve nicole kidmanın oyunculuğundan etkilendim.izlenmesi gerek.
işte stephen daldry nin bir diğer başyapıtı. büyük yazar virginia woolf un mrs. dalloway romanının farklı zamanlarda yaşayan üç kadının hayatını nasıl kesiştirdiği üzerinde ilerleyen film tüm oyuncu kadrosunun döktürdüğü bir oyunculuk şovuna dönüşmüştü. nicole kidman kariyerinin en iyi performansını woolf rolünde verirken julianne moore, meryl streep ve ed harris başta olmak üzere diğer oyuncular da kısacık rollerinde harikalar yaratarak filmi alıp götürüyorlardı. philip glass yalın ama bir o kadar etkileyici tema müziğiyle filme çok şey katmıştı. film 2003 oscarlarından bir tek kidman ın en iyi kadın oyuncu ödülüyle dönmüştü ama en iyi film ödülünü chicago dan daha çok hak ettiği kesindi. sonuç olarak bu filminde daldry usta bir yönetmen olduğunu artık kanıtlıyordu; film de pianoyu (jane campion) burun farkıyla geçerek tüm zamanların en iyi kadın filmi olarak sinema tarihindeki yerini alıyordu..
Filmin kurgusu gayet iyiydi. Oyuncu kadrosu da öyle. Sadece Richard’ın annesi rolünde oynayan kadının olayına pek anlam veremedim. Filme çok durağandı diye eleştiri yapamam çünkü zaten Virgina bilinç akışı tekniğini kullanan bir yazar olayların belirgin olması gibi bir şey bekleyeyiz romanından.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.