Ortalama puan
4,1
538 Puanlama
Dogville hakkında görüşlerin ?
5,0
6 Ocak 2017 tarihinde eklendi
FİLMİ İZLEDİKTEN SONRA UZUN SÜRE ETKİSİNDEN KURTULAMAYACAKSINIZ 10/10

Bir daha hiç bir film ama hiç bir film biz insanları bu kadar iyi anlatamayacak!Bu ister Esaretin Bedeli olsun,ister biz insanları çok iyi anlatan Haneke.. filmin devamı olan Manderlay için de geçerli!
Aslında filmde ki en büyük çarpıcılık daha en başından kendini gösteriyor.Soyut duvarlar!Aslında hepimiz bir soyut duvar taşımıyor muyuz?Artık her kadın cinayetleri haberinde,her tecavüz haberinde,her pedofili olayında,her siyasi olayda görmezden geliyoruz.Birşeyler değiştirmek elimizdeyken biz duvarı belirginleştiriyor yada Haneke'nin televizyon olayalarındaki gibi kanalı çeviriyoruz.Bu büyük mesaj dolayısıyla bile bu 'Brechtvari' dekor gözümüzde daha ihtişamlı görünüyor.
Filmde ahlak,üç maymun oynamak,merhamet,yardımlaşma gibi insani değerler öne alınsada bu film ''insanın doğasını anlatıyor''.Daha doğrusu ''kötülüğünü''.Moses bile kemiği çalınınca hırlıyor...Ama insanlar her zaman kötü.
Oyunculuklara gelecek olursak Nicole Kidman başta olmak üzere herkes harika oynuyor.Ama Nicole Kidman mühiş bir analiz yapıp -çünkü çoğu Trier kadınları gibi Grace'de çok zor bir karakter- en doğal şekilde insanı dehşete sürükleyecek bir başarıyla oynuyor.
İnsanlar yapabileceği herşeyi yapabilmeli çünkü doğamızda var görüşünde ve sonsuz aflar içersinde bir kadın.Bir Meryem Ana..İnsanlar cezalandırmak işe yarar mı sorusunu da beraberinde getiriyor.Ve gücün herşey olduğuna mı?
Filmin sonunda da görüyoruz ki Güç Herşeydir!Filmin son 20 dakikası insanın içini kemirir.Rahatsızlıktan karnınıza ağrılar girer.Çoğu Trier filmi gibi.Ama bu film mesajını dolaylı yoldan değilde aklınızın almayacağı bir şekilde gerçekçi ve net yapar.Trier bu filmde izleyiciye ''SEN BUSUN!'' diyor.Ve sonunda Moses'i ödüllendirmesi de sinema tarihinin en iyi geçişlerden biridir heralde...Günlerce,aylarca aklınızdan çıkaramıyorsunuz Dogville'i...Çünkü hiçbir film insanı bu kadar iyi anlatmıyor.

Dancer in the Dark (2000) dan 3 yıl sonra muhteşem bir filmle bizleri şaşırtan Lars Von Trier, sinemaya adını kazımaya devam ediyor. Dogville’ın hem senaryosunu hem yönetmenliğini üstlenen Lars Von Trier belki de sinema tarihinin en özgün filmlerinden bir tanesine imzasını atmış. Tiyatronun edebiyatla birleşerek sinemaya karıştığı Dogville insanlığın suçları, zaafları ve menfaatleri üzerine yazılmış çarpıcı bir film. Film Amerika’nın unutulmuş bir kasabasında (Dogville) geçiyor fakat çekimlerinin hepsi Avrupa’da bir tiyatro dekoru oluşturularak gerçekleşti. Lars Von Trier’in uçak korkusundan dolayı film Amerika’da çekilmedi. Özgün kamera teknikleri, mekan / ışık kullanımı ve masalsı anlatımı ile (John Hurt) muhteşem bir deneysel film. “Üçleme” olarak dururulan bu deneysel filmin ikinci ayağı “Manderley”, üçüncü ayağı ise “Wasington”. Manderley 2005’te gösterime girdi fakat Wasington hala çekilmedi. İnsanların zaafı oldukça köpeklerden farksız yaşayacakları ve doğası gereği zaaflarını sürdüreceğini vurgulayan filmde, suçlarının affedilmesi gerekip gerekmediği masaya yatırılıyor. Film idealist bir yapıya sahip olmadığı gibi idealizmin peşinde koşmanın neredeyse aptallık olduğunu savunmaktadır. Dogville, ahlaki etik açısından neyin doğru neyin yanlış olduğunu tartışmaya açarken insanın doğasında var olan iyilik/kötülük kavramını da sorgulamaktadır. Trier hikayeyi, ahlak bekçiliği yapmadan seyirciye aktarırken olaylardan çıkarım yapmamazı beklemektedir. Bu beklenti filmin sonuna kadar ilerler ve son sahnede yüzümüze tokat gibi vuran gerçeği hiç acımadan dile getirmiştir. Dogville, sıradan eğitimsiz insanların bu dünyada bir köle gibi yaşamaya mahkum olduklarını ve ne yaparlarsa bu kuralın değişmeyeceğini anti-hümanist bir tavırla anlatmaktadır. Yer yer seyirciyi rahatsız etme noktasına kadar varan haksız yere suçlanma ve mağdurun daha da kötü bir hala düşürülmesi , filmin sonundaki gerçeğin açığa çıkması açısından oldukça iyi işlenmiş. Trier, insan doğasını eleştirirken gereksiz romantizm ve iyimserliğe kaçmadan gerçekçi bir anlatımla görüşlerini aktarmıştır. İnsanın kırılganlığını, zaaflarını ve çıkarları uğruna yapabileceklerini anlamlı bir şekilde dile getirmiştir. Nitekim Grace (Nicole Kidman) onca iyimserliğine ve yardımseverliğine rağmen kasabadaki herkesten (Tom’dan bile) bir şekilde kötülük görmüştür. İnsanlara yaptıkları kötülüğün yanlış olduğunu rica ederek ya da tatlı bir dille anlatarak onları ikna edemeyeceğimizi, gücümüzü dolayısıyla şiddet kullanmadan kötülüğü önleyemeyeceğimizi savunmaktadır. İnsanın varlığının bu dünyadaki bir çok kötülüğün anası olduğunu beynimize kazıyan Trier, belki bunu acımasız bir şekilde aktarmasıyla anti-hümanistlikle suçlandı fakat biraz gerçekçi olup aynaya bakarsak pekte yanılmadığını görürüz. Doğville, işlenilen suçun neye göre cezalandırılması gerektiğine değinmiyor, vurgulamak istediği nokta adalet çizgisidir. Adaletin yerini bulmasını beklerken , adaletin nasıl geldiğini dehşet içerisinde izliyoruz. Yaşadığımız sistemde adaletin kısıtlı şekilde işlediğini, güce sahip olanın, sıradan insanlar üzerinde her zaman yaptırımı olduğunu belirtmektedir. Grace ile babası arasındaki diyalogları tekrar izlersek, yaşadığımız sistemde gücün neden önemli olduğunu daha iyi anlarız. Grace bile onca çabasına, iyimserliğine ve idealist tavrına rağmen sıradan insanların zulmünden kaçamamıştır. “Zaaflıklar, suçlar, kötülükler eğer hem sıradan insanlarda hem de güce sahip olan mafya / gangsterlerde varsa neden sıradan olmayı seçeyim?” sorusuna Grace üzerinden insanı dehşete düşürecek bir şekilde yanıt alıyoruz. The Hours’dan sonra Nicole Kidman’ı pekte zorlamayan bir oyunculuk olmuş diyebilirim. Filmin deneysel ve tiyatro havası olmasından dolayı seyirciye garip gelen oyunculuklara bir süre sonra alışıyoruz. Dogville kolay hazmedilecek bir film olmaması nedeni ile izleyiciyi biraz zorlayabilir fakat özellikle toplum psikolojisi, insan doğası ve adalet kavramları ile ilgileniyorsanız kesinlikle kaçırmamanız gereken bir film.
5,0
6 Aralık 2010 tarihinde eklendi
Açıkcası, Nicole için seyrettiğim bir filmdi. Değişik bir şeyler denemek isterseniz, seyredin...
5,0
1 Temmuz 2011 tarihinde eklendi
Harika.
İçinde bu kadar simge,metafor,mesaj barındıran kaç film izlemişimdir acaba.Mekanın mekansızlığı bu kadar mı güzel ifade edilir.
Üstünde söylenebilecek çok fazla bir şeyler olan bir film.Dünyayı daha iyi bir yer yapmak isteyen Grace'in başına gelenlerden sonra Dünyanın onu değiştimesi ve babasının yolundan gitmesi,aynı şekilde Tom'un kasabasını daha iyi bir yer yapmak isterken,kasabanın onu değiştirmesi.Zaten filmin finalinde Tom'un dediği şu söz her şeyi açıkladı:'Senin örneğin,benimkini ezdi geçti'.
Harika bir insan doğasını sorgulama filmi.Neden daha önce izlemedim diye hayıflanıyorum şimdi.
5,0
10 Mayıs 2011 tarihinde eklendi
Lars von trier harika bir iş çıkarmış.. inanılmaz etkili bir atmosfer ve anlatıma sahip film.. öyle ince düşünülmüş ve işlenmiş ki.. nicole kidman başta olmak üzere tüm oyuncular çok iyi.. ve final.. çok etkiliydi, şahsen olmasını umduğum gibiydi final.. büyük şehir ya da basit bir kasaba.. aralarında hiçbir fark yok ve her yerde insanlar zaaflarına yenik düşüyor.. çaresiz durumda olan insanlar her yerde ve her şekilde kullanılıyor.. çelik duvarlarla kaplı bir evde ya da sokak ortasında içi görünen bir çadırda yaşayın.. hiç fark etmez.. insanlar saklamak istedikleri kötü yüzlerini her şekilde saklayabiliyor.. ve eninde sonunda kapalı kapılar ardında olup bitenler gün yüzüne çıkıyor.. çelik duvarlarla kaplı evler, içi görünen çadırlara dönüşebiliyor bir anda.. affetmek güzel ve erdemli bir davranış.. ama her şeyin bir sınırı olduğu gibi affetmenin de bir sınırı olmalı.. dogville 10/10
5,0
13 Mart 2011 tarihinde eklendi
Muhteşem bir film insanı derinden çarpıyor. Hayata bakış açınızı etkiliyor. Üstelik bir tiyatro sahnesinde hiç bir görsel öğe ve efekt kullanmadan yalnızca muazzam bir konu ve temayla böyle harika bir iş çıkarmak Lars Von Trierın ne kadar zeki ve derinlikli bir insan olduğunu gösteriyor bence. O bir düşünür bence ve bunu göstermek için iyiki sinemayı seçmiş.
5,0
7 Ocak 2010 tarihinde eklendi
İnsan doğasının acımasızlığı ancak bu kadar yalın ve sert gösterilebilirdi.Usta yönetmen Lars Von Trier dekor ve mekan kullanmadan filmi kendi omuz kamerasıyla bizzat çekerek izleyeni karakterlerle bütünleştiriyor.Tiyatro kıvamında çok iyi bir film ve üstün bir çalışma...
5,0
4 Kasım 2003 tarihinde eklendi
filmin tartışmasız en güzel yeri sonuydu. özellikle köpeğin olmaması ve malum son(!) tam anlamıyla ayakta alkışlanacak türden.

film iyi yönetmen iyi oyuncular iyi ve çok entellektüel bir yaklaşım içinde ilerleyen düşünceler ve neticede belkide başyapıt sayılacabilecek bir sanat eseri.

von trier ise cidden ağzı laf yapan eleştirirken çok sert eleştiren ama filmin başından sonuna doğru karekter ve masalı sevdirip karekterler ile özdeşleşmemizi sağlayıp o acımasız eleştiriyi öyle samimi ve hissetsel duruma getiriyor ki işte yönetmenlik bu.
5,0
27 Aralık 2004 tarihinde eklendi
Tum zamanlarin gelmis gecmis en iyi realist sanat filmi olmaya aday...
Cok mu iddiali oldu; bence olmadi!..
5,0
4 Mayıs 2005 tarihinde eklendi
ancak bundan yıllar sonra hakkı verilecek olan sinemada dönüm noktalarından biri
5,0
4 Eylül 2004 tarihinde eklendi
filmin konusuna dair en ufak bir şey bile bilmiyordum,nicole kidmanın resmini görünce(sıkı bir hayranı olduğumdan) almam gerken flim cd’sinin bu olduğuna karar verdim.Film bir tiyatro sahnesinde sergileniyor ve bence çok sıradışı olmuştu.Sakın film eleştirmenlerinin yazılarına kanıpta masraftan kaçınmışlar diye düşünmeyin ,filmin konusu adeta sizi etkisi altına alıyor.
5,0
15 Mart 2006 tarihinde eklendi
lars von trier...
bu adam insanları bir tanrı gibi görüyor.ondan bişi saklayamıyorsunuz.kapıların ardındakini,örtülerin altındakini,beyinlerdekini hepsini görüyor,işitiyor.ve bu filmde aslında sadece görüp bildiklerini seyirciye tüm çıplaklığı ile anlatıyor.
susup hiçbir ses çıkaramıyorsunuz.film bitiyor.beyazperdede bir anti-emperyalist bakışla ardı ardına gelen tokatları(dogville yi)izledikten sonra sadece amerika nın değil insan doğasının ne kadar acımasız olduğuna anlam veremeden yerinizden kalkamıyorsunuz.
5,0
6 Kasım 2006 tarihinde eklendi
dogville hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki nereden başlamam gerektiğini tam olarak bilemiyorum.öte yandan film hakkında çok fazla söze hacet yok; çünkü aslında söylemek istediği şeyleri rahatlıkla anlatıyor. dekordaki yaratıcılık şimdiye kadar izlediğim tüm filmler içinde eşine rastlamadığım bir şey. insanların cinsel ihtiyaçları söz konusu olduğunda içine girdikleri hayvani tutum,tüm emeğinizi,gücünüzü yüklediğiniz,sahip olduğunuz her şeyi temsil eden nesnelerin gözünüzün önünde birer birer parçalanmasını seyretmenin insanda yol açacağı sinir krizi,kıskançlığın varabileceği ucu bucağı olmayan hisler ve her ne kadar 'farkında' olsan da bazı şeyleri değiştiremeyeciğinin bilincine varma durumları ustalıkla betimlenmiş. lars von trier’ın şu ana kadarki en iyi işi olduğunu düşünüyorum. bundan sonra umarım daha iyilerini de yapar.
5,0
18 Ağustos 2006 tarihinde eklendi
sınırların ötesinde çakışma var.
"özgürlük kurtuluşun kendisini reddetmektir.zincirler içerisindeyken bile o zincir düşüncesini kırabilmektir."
lars von trier sınırları çizerek tüm sınırları reddetmiş.görünen sınırla çizilen sınır ya da hayali sınırla geçilmiş sınır bir yerde çarpraşıyor.nicola kidmanın dudaklarında...finalde...
5,0
18 Aralık 2005 tarihinde eklendi
Dogma sinemanın en başarılı örnekleri arasında yerini almış olan "Dogville",bilindiği gibi,kimi çevreler tarafından göklere çıkarılırken,kimi izleyiciler tarafından da yerden yere vurulmuştur.Bende en iyi film olarak yer ettiğini söylemek istiyorum.Bu film anlatılmaz,herkesin yaşayıp görmesi lazım...
5,0
28 Ocak 2007 tarihinde eklendi
sahiplenme ait olma ihanet ve daha bi çok insani duygu üzerine biraz kadın kokan bi film.matruşka benzeri biblolar çok ilgi çekiciydi.ayrıca bağlantılı olarak çok çocuklu annenin ölüm sahnesinden çok hoşlandım.biraz sadist duygularımı kabarttı bu film
Daha Fazlasını Göster