Sinemayla büyük tezat oluşturan Dogma 95 akımının öncülerinden olan Trier gerçek mekanlarda çekmek yerine dekorsuz bir stüdyoda tebeşirlerle çizilmiş devamlı dış sesle anlatılan, tuhaf replikleriyle bayan kendisine göre insanların cibileyetini anlattığı büyük bir saçmlalık. 10/4
Aslında bu filmi izleyeli epey oldu.Ancak şimdi yazmamın nedeni, Trier’in üçlemesinin ikincisi olan Manderlay’i izlemem ve ilkine de yorum yazma ihtiyacı hissetmem...Dogville’in sıradışı bir film olduğuna şüphe yok.1930’ların Amerikası’nı (ki esasen bugün de farklı olduğunu düşünmüyorum) bir kasaba özelinde anlatan bir film.Eleştirmen Zafer İlbars filmle ilgili olarak '...film başlı başına yabancılaştırmaya dayalı.Çünkü ortada sinema var ama sinemanın tiyatroya karşı olan en büyük üstünlüğü olan mekan özgürlüğü sonuna kadar reddediliyor' demiş ki şüphe götürmeyen bir gerçek.Esasen hikayesini beğendiğim bir film Dogville.Ancak itirazım şu ki, tiyatro sahnesinde (veya ona benzer bir yerde) çekilen bir sinema filmi bana pek de keyif vermiyor.Sinemayı 'sinema' yapan unsurlardan biri eksik olduğu için 'güdük' kaldığını düşündüğüm bir film ki aynı şeyi Manderlay için de düşünüyorum.Sonuç olarak benimsemediğim ve hatta beğenmediğim bir tarzı var filmin...
Bu filmin tiyatroyla ne alakası var:) Ben tiyatrodan nefret ederim bir kere. Bu saf haliyle sinema. Bunun sinema olmadığını anlamayana anlatmanın da lüzum yok. Filmdeki karakterler müthiş ve hemen hepsi derinlemesine ele alınmış. Dış ses büyük bir yazarın ağzından konuşuyordu sanki. Metin çok edebiydi. Trier kadar özgün ve yaratıcı bir sinema yönetmeni sinema tarihinde çok az rastlanan bir şey. Tebeşirle ev çizmekle ilgisi yok bunun. Bazıları parçaya takılıp bütünü göremiyor. Ağaçlardan ormanı göremiyor yani! Kamera sürekli deşiyordu karakterleri. Röntgenlerini çekiyordu sanki durmadan. Asla unutamıyacağım sahneler armağan etti bu film belleğime. En güzeli de elma arabasında bütün masumluğuyla yatan Nicole'ün görüntüsüydü. Bir kadın bu kadar mı güzel olur yarabbim:) Güzelliği bir yana gerçekten oyunculuk konusunda virtuoz olmuş artık Nicole. Filmin finali beni şaşırtmadı nedense! Zaten şaşırtmaz hale getiren Trier ustanın yönetmenlik mahareti. Sinema tarihi çok önemli bir film. Geç seyrettiğime üzülüyorum şimdi. Büyüleyücü bir sinema şaheseri. İnsan denen karmaşık yaratığı anlamak için birebir. İyiki böyle yönetmenler var hala dünyada. Eline gönlüne sağlık Trier usta...
bu film bir başyapıttır.Hatta sadece izlenmekle kalmayıp, okunması gereken bir şaheserdir.Trier'in kamerası, Tanrı'dan korkan fakat kendi eylemlerinin ahlakiliği konusunda herhangi bir sorumluluk almayan iki yüzlü dindarlığın, doğanın dışkıları olup da iktidarı ele geçirerek vahşileşen nasibi kıtların(bu Nietzsche'nin ifadesi), özelde de Amerikan faşizminin tepesinde Demokles'in kılıcı gibi sallanıyor bu filmde.İyi-kötü,güç ve merhamet kavramları Trier'in elinde iktidar sahibi zayıflara karşı bir silaha dönüşür.Bu film bir intikam öyküsü değil; soyluluk ayinidir...
film cok degisik ama beni suruklemedi .ben filmi izlerken sikildim.daha once ben bunun bir ornegini gormedim.degisiklik iyidir.ama ben begenmedim.zaten bu tarz filmlerin ortasi yoktur.ya cok seversin yada hic sevmezsin.
Birileri bana bu film için yapılan yorumları açıklayabilir mi? Eleştiriler olumlu mu yoksa olumsuz mu? Yani filmi tavsiye ediyor musunuz yoksa etmiyor musunuz?
film alışılmamış görsellik, alışılmadık çekimler alışılmamış konu üzerine kurulu hatta vicdan diye bildiğimiz duygu bile alışılmadık... lakin 2 saatten fazla süren bu filmi izledikten sonra sonunu izlememiş olsanız kocaman bir hayal kırıklığı içinde kaybolursunuz... ... (tiyatro eseri gibi canlandırılmış bu film çoğu insanın aradığı farklılığı ortaya koyabilen yegane sinema eserlerinden...)
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.