Müziğin Filmi
Yazar: Tuğçe Madayanti ŞenBob Dylan dinleyerek büyümüş biri olarak, bu filmi duyduğumda çok heyecanlandım ve bu filmin etrafını saran aşırı miktarda abartı ilgiliyi görünce bir o kadar da endişelendim. Bu, Timothée Chalamet severler için üretilmiş bir film miydi, yoksa Bob Dylan'ın hayatı ve kariyeri üzerine doğru ve ilginç bir biyografik film miydi? Güven veren referans, yönetmenin “Walk The Line” (Sınırları Aşmak) isimli Johnny Cash hakkındaki filmiydi. Muazzam başarılı ve iç görüsü kuvvetli bir filmdi. Aklımda bu sorularla filmi izledim ve filme bayıldım.
Tüm en iyi film Oscar aday filmlerini izlemiş olarak, gönül rahatlığı ile benim bu seneki en iyi film favorim “A Complete Unknown” diyebilirim.
Searchlight Pictures
“A Complete Unknown”, Bob Dylan’ın kariyerinin ilk yıllarını ve geleneksel akustik folktan, daha çağdaş bir folk-rock türüne geçişini etkileyici bir biçimde ele alıyor. Film, Dylan’ın yakın zamanda hastaneye kaldırılan idolü Woody Guthrie (Scoot McNairy) ile tanışmak üzere New York’a taşınmasıyla başlıyor. Bu yolculuk, onun Pete Seeger (Edward Norton) ile tanışmasına ve New York’un folk sahnesine adım atmasına olanak tanıyor. Dylan’ın, geleneksel folk müzikten uzaklaşarak, tartışmalı bir şekilde folk-rock’a yöneldiği süreci, özellikle Newport Folk Festivali’ndeki performansıyla izliyoruz. Film, onu bu dönüşümde daha derinlemesine anlamamıza olanak sağlıyor. “A Complete Unknown” gerçekten görsel olarak mükemmel bir yapım. 1961’de New York Batı 4. Cadde’nin atmosferinden, ana karakterlerin kıyafet seçimlerine kadar her ayrıntı büyük bir özenle hazırlanmış. Yönetmen James Mangold, yalnızca odaklandığı karakterle değil, arka plandaki detaylarla da güçlü bir iletişim kurarak geniş açılı çekimleriyle çok başarılı. Özellikle, Joan Baez ve Dylan’ın sahnede It Ain’t Me, Babe şarkısını seslendirirken, Baez’in Dylan’ı büyülenmiş bir şekilde izlediği o an hafızalara kazınıyor. Bir başka unutulmaz an ise Dylan’ın, Bob Neuwirth, Johnny Cash ve Joan Baez’e dönüp baktığı sahnedir. Bu an, Dylan’ın It’s Alright Ma, I’m Only Bleeding şarkısındaki “Sorun değil anne, eğer onları memnun edemiyorsam” sözleriyle daha da anlam kazanmakta. Bu sahne çok önemli. Dylan’ın içsel çatışmalarını ve sanatındaki derinliği, çevresindekilerle olan ilişkileriyle çok etkileyici bir şekilde yakalamakta.
Yönetmen James Mangold, Johnny Cash ve June Carter biyografisi "Walk the Line" ile türün dinamiklerini iyi bilen bir yönetmen. Ancak "A Complete Unknown"da Dylan’ı doğrudan açıklamaya çalışmaktan kaçınacak kadar zeki biri. Bu yüzden film, Dylan’ı kendi iç dünyasından değil, başkalarının gözünden anlatıyor. Bu tercih, klasik biyografi filmlerinde sıkça gördüğümüz o fazla dramatize edilmiş yaratım süreci sahnelerinden kurtulmamızı sağlıyor. Dylan’ın şarkıları neredeyse tamamlanmış hâlleriyle ekrana geliyor ve Timothée Chalamet, Blowin’ in the Wind ve The Times They Are A-Changin’ gibi parçaları seslendirmek için geniş alan buluyor. Kısacası film, doğumdan itibaren her detayı anlatan geleneksel bir biyografi anlatımını tercih etmeyerek türün yıpranmış klişelerinden kaçınmayı başarıyor. Joan Baez’i canlandıran Monica Barbaro’nun işi en az Chalamet’inki kadar zorlu. Çünkü o da herkesin hafızasında yer etmiş, son derece tanıdık bir figürü canlandırıyor. Ancak Barbaro, bu zorlayıcı rolün altından başarıyla kalkıyor. Baez’in kendine özgü berrak sesiyle şarkı söylemesi ve Dylan ile sahnede düet yaparken yakaladıkları dinamik, filme büyük bir enerji katıyor. Baez ve Dylan’ın ilişkisi, yalnızca romantik bir hikâye olmaktan öteye geçiyor; ikisi de yetenekli ve inatçı insanlar. Baez, Dylan’ın küstahlığını ona doğrudan söylemekten çekinmeyecek kadar güçlü bir karakter. Hatta Dylan’ın geçmişine dair iddialarına şüpheyle yaklaşıp, onun bir karnavalla seyahat ettiği ve gitar çalmayı Wigglefoot adlı bir kovboydan öğrendiği hikâyesine kahkahalarla gülmesi, ikili arasındaki dinamikleri zekice özetleyen sahnelerden biri oluyor. Chalamet ve Barbaro’nun arasındaki güçlü kimya, film boyunca hissedilir şekilde kendini gösteriyor ve bu sahneleri daha da etkileyici kılıyor.
“A Complete Unknown” filminin en dikkat çekici yanlarından biri, Dylan’ın karakteri, motivasyonları ve hayalleri hakkında çok az bilgi edinmemizi sağlaması. Dylan’ın hala tam olarak bilinmemesi, onun gizemli ve karmaşık kişiliğiyle örtüşüyor ve filmde bu belirsizlik, büyük bir anlatım gücü yaratıyor. Filmin sonlarına doğru, Dylan’ı Triumph motosikletiyle gün batımına doğru yol alırken gördüğümüzde ise hülyalara dalıyoruz. Çünkü bundan bir yıl sonra, aynı motosikletle geçireceği bir kazanın Dylan’ı neredeyse öldüreceğini ve onun hayatında bir şeylerin değişeceğini biliyoruz. Bu, Dylan’ın hayatındaki belirsizliği ve onun geleceğiyle ilgili kaygıyı izleyiciye çok güçlü bir şekilde hissettiriyor.
Dylan’ın geçmişi, oldukça gizemli bir şekilde konuşulur. Hibbing, Minnesota'da doğup büyüdüğü kente giderseniz, oradaki antrepoların duvarlarında yazılmış şiirler görebilir, 1920 yılında kurulan Troçkist barlarda bugün de devam eden tartışmaları duyabilirsiniz. Hibbing’in güçlü sosyalist geçmişi, Dylan’ın müziğinde ve yaşamındaki etkisini anlamada önemli bir anahtar sunar. Dylan’ın şarkılarında, kültürel göndermeler ve bireysel dünyasına dair izler bulmak, onu daha derinlemesine keşfetmek bir yolculuktur. Onun şarkılarında sadece müzik değil, bir çağın ruhunu, bireysel özgürlük arayışını ve varoluşsal sorgulamaları bulmak mümkündür. Sonuç olarak, "A Complete Unknown" filmini, sadece bir müzisyenin hayatını anlatan bir yapım olarak değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu ve müziğin toplumsal etkilerini ele alan bir sanat eseri olarak değerlendirilmeli. Bu, filmin sadece Dylan hayranları için değil, müzik ve sinema tutkunları için de izlenmesi gereken bir yapım olduğunu gösteriyor.
Tugce Madayanti ŞEN