Senaryosunu, Gay Forden'ın "The House of Gucci: A Sensational Story of Murder, Madness, Glamour, and Greed / Gucci Ailesi: Cinayet, Delilik, Cazibe ve Açgözlülüğün Sansasyonel Hikayesi " (2001) isimli kitabından uyarlayarak Becky Johnston ile Roberto Bentivegna'nın yazdıkları ve yönetmen koltuğunda yılların sinemacısı Ridley Scott'ın oturduğu “House of Gucci”, biyografik bir drama olarak geliyor karşımıza...
Gelin isterseniz, 75 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilen ve izlerken "nefret" duygusuna kapılacağınız muhteşem performansı ile Lady Gaga'yı "En İyi Kadın Oyuncu" kategorisindeki BAFTA ve Golden Globe ödülü adaylıklarına taşırken; başarıyla uygulanan protez makyajların ardında tanımakta bayağı bir zorlandığımız, halk arasında Oskar olarak da bilinen Academy ödüllü Jared Leto'yu bir kez daha yıldızlaştıran bu filme biraz daha yakından bakalım...
Milano, 1978...
Biyolojik babasının kim olduğunu bilmeyen ve annesi Silvana'nın (Alexia Murray) kendisi henüz 12 yaşındayken evlendiği, kendisini evlat edinen üvey babası Fernando'nun (Vincent Riotta) nakliye şirketi Corriere F. Reggiani'de muhasebeci olarak çalışmakta olan Patrizia Reggiani'yi (Lady Gaga) arkadaşı Max (Mauro Lamantia), tesadüfen Maurizio Gucci (Adam Driver) ile tanışacağı akşamki maskeli baloya davet eder...
Maurizio'nun, İngiliz sinemasının unutulmaz simalarından Elizabeth Taylor'a benzettiği minyon görünümlü Patrizia, doğrudan Maurizio'dan değilse de taşıdığı "Gucci" soyadından fazlasıyla etkilenir...
Öyle ki, ertesi sabah adım adım takip ederek; nitelikli bir avukat olma hayalleri kuran Maurizio'yu, sanki ilahi bir tesadüfmüşçesine bir kitapçı da bile isteye sıkıştıran Patrizia, telefon numarasını vererek kendisine çıkma teklif etmesini de sağlar...
İlk buluşmaları dahil, bütün bu olaylar zinciri; Gucci'lerin şoförü Franco'nun (Gaetano Bruno) gözleri önünde gerçekleşmektedir...
İşte bu buluşmalarının ardından bu kez, Patrizia'nın bilinçli bir şekilde tasarlayarak kurguladığı ve duygusal olarak etkileyerek ağına düşürdüğü; bizzat Maurizio'nun kendisi olur ve hayatının kadını olduğunu düşündüğü söz konusu Patrizia'yı Maurizio, tereddüt etmeksizin babası Rodolfo Gucci (Jeremy Irons) ile tanıştırır...
Bu tanışma ve sonrasında birlikte gidilen Gallia isimli lüks restorandaki yemek; "yoksulluk ve yoksunluk" içinde geçen çocukluk günlerinin, duygusal olarak toplumsal statü sağlamaya yönlendirdiği Patrizia'yı, bu "varlıklı aileye" daha da bir bağlar...
Aynı şekilde farkında olmadan, celladı Patrizia'ya körkütük aşık olmuş olan Maurizio'da, her ne pahasına olursa olsun onunla evlenmeyi kafasına koymuştur zaten...
Ancak şoförleri Franco'nun da yardımıyla baba Gucci, Patrizia'nın gerçek niyetinin farkına varmış olup oğlunun o kadınla evlenmesine karşı koymaktadır...
Hatta daha da ileri giderek, eğer böyle bir şey yaparsa, tek varisi olan Maurizio'yu mirasından çıkartacağını da ifade etmektedir...
Bunun üzerine tası tarağı toplayarak evini terk eden Maurizio, soluğu Reggiani'lerin kapısında alır...
Sırtına tulumu geçiren Maurizio artık, onların kamyon işinde çalışacaktır...
Çok geçmez Patrizia ile Maurizio, kilisede yapılan bir törenle evlenirler de...
Fakat o tören de Maurizio dışında tek bir Gucci bulunmamaktadır...
Örneğin amcası ve babasının ortağı Aldo Gucci (Al Pacino) dahi bu evliliği, bir magazin dergisindeki haberde okuyarak öğrenmiştir...
Kardeşi ile yeğenin aralarının açık olduğunu fark eden Aldo, onları Pazar günü yapılacak olan 70. doğum günü partisine davet eder...
Ki, Rodolfo bu davete icabet etmese de; Aldo'nun oğlu Paolo (Jared Leto) ile gelini Jennifer "Jenny" (Florence Andrews) ve şirketlerinin CEO'su Domenico De Sole'de (Jack Huston) orada hazır bulunmaktadırlar...
Bu davetin bitiminde New York'ta yaşayan Aldo, bir çift uçak bileti hediye etmek suretiyle Patrizia ile Maurizio'yu, yanına çağırır...
Henüz Gucciler den planladıklarını tam olarak alamamış olan Patrizia, TV izlerken dikkatini çeken falcı Giuseppina "Pina" Auriemma'ya (Salma Hayek) canlı yayında, isteklerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini sorar...
Sonrasında da, New York'a giderek Maurizio'yu babası ile barıştırması için Aldo amcaya ricacı olur...
Zira bir moda devi olan "Gucci İmparatorluğunun", Paolo ile beraber iki veliahdından biriyle evli olan Patrizia kendinin, geleceğin Gucci kraliçelerinden biri olduğuna inanmaktadır...
Derken...
Aldo yeğeni Maurizio'ya New York'a yerleşerek kendisinin yokluğunda işlere sahip olmasını teklif eder...
Aynı esnada Aldo'nun oğlu Paolo'da, babasının beğenmediği tasarımlarını amcası Rodolfo'ya göstermektedir...
Ama ne yazık ki, babası gibi amcası da Paolo'nun tasarımlarını vasat yani işe yaramaz bulur...
Bu arada Patrizia ve Maurizio'nun, Rodolfo'nun ölmüş olan karısından esinlenerek Alessandra (Nicole Bani Sarkute) adını verdikleri kızları da dünyaya gelirken, bu isim verme işinden ziyadesiyle mutlu olan İtalya'daki Rodolfo ölmeden önce oğlunu affeder...
Bir anlamda, bu isim verme işinin baş mimarı olan Patrizia'nın hinliği, bayağı bir işe yaramıştır...
Yaramıştır yaramasına da, Gucci hisselerinin yüzde ellisinin Maurizio'ya devrinin önünde yasal engeller bulunmaktadır...
Çünkü Rodolfo hisse senetlerini imzalamamıştır...
O yüzden de, toparlanması neredeyse mümkün olmayan 14 milyar liret miktarındaki bir veraset vergisini ödemeleri gerekmektedir...
Bu durum karşısında çıldıran Patrizia, soluğu falcı Pina'nın evinde alır...
En nihayetinde de Patrizia ile Maurizio, New York'a yerleşirler...
Patrizia için sırasıyla, bir ayağı çukurda olan büyük patron Aldo ile oğlu Paolo'yu, bir takım hileler ile devre dışı bırakarak Gucci markasını tek başına sahiplenmek bulunmaktadır...
Nasılsa, kocası Maurizio'yu parmağında oynatmaktadır...
Dakika 77...
Geride sizleri, daha da dallanıp budaklanacak ve Maurizio'nun yaşamını kaybetmesiyle neticelenecek olan bu entrikalar zincirinin anlatılmaya devam edeceği, ilgiyle izlenilen 81 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
Bitirmeden; Donna Summer, Mina, Neil Diamond, George Michael, Eurytmics, Andy Williams, Blondie, David Bowie, James Brown ve Tracy Chapman'ın seslendirdikleri dönemin popüler müzikleri ile Ludwig Van Beethoven, Wolfgang Amadeus Mozart ve Giacomo Puccini'nin klasiklerinin, kulaklarınızın pasını sileceğini de belirtmiş olalım...
Keyifli seyirler,