The Power of the Dog
Ortalama puan
3,2
37 Puanlama

9 Kullanıcı yorumları

5
0 Eleştiri
4
2 Eleştiri
3
2 Eleştiri
2
4 Eleştiri
1
1 Eleştiri
0
0 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
Turgay Buğdacigil
Turgay Buğdacigil

Takipçi 2.433 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
4 Aralık 2021 tarihinde eklendi
Senaryosunu da, Thomas Savage'ın aynı isimli (1967) romanından uyarlayarak yazan Jane Campion'un yönetmen koltuğunda oturduğu “The Power of the Dog”, bir western drama olarak geliyor karşımıza...

Gelin isterseniz; 30 - 39 milyon dolar aralığındaki bir bütçe ile tamamı Yeni Zelanda, Aotearoa'da çekilen ve dünya prömiyeri 2 Eylül 2021 tarihinde Venedik Uluslararası Film Festivalinde yapılan bu Netflix filmine biraz daha yakından bakalım...

BÖLÜM I

Montana 1925...

Mizaçları, birbirine taban tabana zıt olan Phil (Benedict Cumberbatch) ve George Burbank (Jesse Plemons) biraderler, kendilerine anne ve babalarından kalan bir sığır çiftliğini, 25 yıldır birlikte işleterek sayısı bin dokuz yüzü aşan büyük baş hayvanlarını, şarbon hastalığının da yaygın olduğu bir dönemde otlaklara götürmektedirler...

Yine bu seferlerden birinde, yanlarındaki yedi adamla beraber, hem karınlarını doyurmak ve hem de dinlenmek amacıyla söz konusu Burbank'ler, oğlu Peter'ın (Kodi Smit-McPhee) garson olarak servis yaptığı, kocasını yeni kaybetmiş olan dul Rose Gordon'ın (Kirsten Dunst), mutfağında konuklara yiyecek hazırladığı otelin restoran bölümüne uğrarlar...

Boş konuşma, ukalalık ve kalp kırma konularında, kimselerin eline su dökemeyeceği Phil orada da, öncelikle Peter ve diğer müşterilerin canını fena halde sıkar...

Ki, bu durum, Rose'un da üzülerek ağlamasına yol açmıştır...

BÖLÜM II

Ertesi sabah, gönlünü almak üzere Rose'a uğrayan George, Peter'ın başka bir yerde olması sebebiyle, aralarında Dr. Herndon (Stephen Lovatt) ve mezarcı Bay Weltz'in de (Stephen Bain) bulunduğu müşterilere, garson olarak hizmet eder...

Ardından da George, asabını fazlasıyla bozacağı kardeşi Phil dahil kimseye haber vermeksizin Rose ile evleniverir...

BÖLÜM III

Yeni evli çiftin ilk işi, Peter'ı bir yatılı okula yerleştirmek olur...

Sonrasında da, Bayan Lewis (Geneviève Lemon) ve Lola'nın (Thomasin McKenzie), mutfak ve benzeri ev işlerinde yardımcı olarak çalıştıkları çiftliğe geçerek; Phil'in karı koca arasındaki konuşma ve sevişme seslerini duyarak çıldıracağı, bitişiğindeki odayı kendilerine tahsis ederler...

Vali (Keith Carradine) ve karısının da (Alison Bruce) katılması planlanan yemekli tanışma daveti için eve George, Rose'un çalacağı bir kuyruklu piyano da alır...

Ancak yaşlı bir bey (Peter Carroll) ile kadının da (Frances Conroy) katıldığı bu yemeğe, yıkanarak temizlenmeyi reddederek huysuzluk yapan Phil iştirak etmez...

BÖLÜM IV

Phil'in de gözüne kestirdiği, okulu yaz tatiline giren genç Peter, annesi Rose tarafından çiftlik evine getirilirken birden bire gizli saklı içmeye başlayan aynı Rose'un aslında, oğlunca da gizlenmeye çabalanan bir alkolik olduğunu da keşfederiz...

Dakika 63...

Geride sizleri; içinde "dini bir metafor" olarak kullanılan "The Power of the Dog" olan filmin adının, Kral James tercümesi "İnciller (Holy Bibles)" (1604 - 1611) aracılığı ile çok net bir biçimde açıklandığı sahnelerin de yer aldığı, sürpriz gelişmelere gebe bir bölümün daha mevcut olduğu bir 63 dakika daha bekliyor olacak...

Eminiz, başrollerdeki (ana dilini, son derece pürüzsüz bir şekilde, Oxford - Cambridge Üniversiteleri İngilizcesi seviyesinde konuşabilen) Benedict Cumberbatch ile Jesse Plemons ve Kirsten Dunst üçlüsüne başarıyla eşlik eden dünya sinemasının yükselen değerlerinden Kodi Smit-McPhee ve Thomasin McKenzie'nin renk kattıkları bu filmi fazlasıyla beğeneceksiniz...

Üstelik bir de, kurguya eşlik eden "yaylı enstrümanların" ağırlıkta olduğu müzikleri beğenen sinemaseverlerdenseniz, şüphesiz bayılacaksınız...

Keyifli seyirler,
sinema
1 ziyaretçi
4,0
31 Mart 2022 tarihinde eklendi
Campion'a en iyi yönetmen ödülünü kazandıran The power of the dog ( Köpeğin pençesi ) filmini ben genel itibariyle beğendim. Birçok izleyeci senaryoyu vasat bulmuş nispeten bu yorumlara katılıyorum ama işlediği konu itibariyle beni tatmin etti. Evet akıcı değildi evet iyi bir sona sahip değildi ama hem gerilim hem dram konusunda bence izlenebilir film. Vuruculuk yönünden daha etkili olsaydı belki en iyi film ödülünü bile alabilirdi. Ama en iyi yönetmen ödülü ile ayrıldı. Ki bence yönetmen her sahnesi bir fotoğraf karesi gibi olan filmiyle bu ödülü sonuna kadar hak etmiş. Oyunculuklar ve müzikleri başarılı buldum. Ama daha iyi kurgulanabilir diye eklemek de istiyorum.
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler