Ahlat Ağacı
Ortalama puan
4,2
344 Puanlama

69 Kullanıcı yorumları

5
23 Eleştiri
4
20 Eleştiri
3
6 Eleştiri
2
10 Eleştiri
1
7 Eleştiri
0
3 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
Cihangir Katipoğlu
Cihangir Katipoğlu

Takipçi 1 değerlendirme Takip Et!

4,5
22 Temmuz 2018 tarihinde eklendi
Nuri Bilge Ceylan’dan anlatım yönüyle doğal, derin ve bir o kadarda felsefik olan Ahlat Ağacı adeta izleyenleri etkisi altında bırakan bir film. Anlatım ve olay örgüsü itibari ile karışık, çokta akıcı olmayan ve sabır isteyen bir film bu yüzden filmin 3 saat 8 dakika olmasına şaşmamalı. Her ne kadar akıcı olamasa da bu filmin olay örgüsünde anlattıklarına hiçbir şekilde zarar vermiyor. Bütün film boyunca aklınızda bir sürü soru işareti oluşuyor ve sonuna yaklaştıkça bu soru işaretleri artıyor kendinize “Ne anlatmaya çalışıyor acaba?” diyorsunuz. Son sahnesiyle karşılaşınca her şeyin bir cevaba varacağına kanaat getiriyorsunuz. Nitekim hepsine cevap veriyor ama o cevaplarda yeni sorular doğuruyor.

spoiler: Filmin olay örgüsü Sinan karakterinin çevresinde dönüyor. Konusu itibari ile “Sinan oldum olası edebiyatla ilgili bir genç adamdır ve yazar olmak istemektedir. Anadolu'da doğduğu köye dönen genç adam kitabını bastıracak parayı bulmak için tüm enerjisini harcamaya başlar ancak babasının geçmişten kalan borçları başına dert olacaktır...” olarak tanıtılıyor. Şimdi bunun biraz derinine inelim. Sinan kendisinin de filmde belirttiği gibi insanlara tahammülü olmayan, çevresindeki her şeyi ve herkesi eleştiren ve geldiği köyü yadırgayan bir insandır. Elindeki taslağı bir kitap haline getirmek için önce belediye müracaat eder. Fakat halkın yanında olduğunu belirtip, halkın sorunlarını dinlediğini ve halka yardım ettiğini belirterek kelimelerle şov yapan Belediye Başkanı konuşmalarından daha öteye gidemez ve Sinan’a yardım edemeyeceğini söyler. Ama onu kumtaşı ocağı işleten İlhami’ye yönlendirir ve ona yardım edebileceğini, kitapları çok sevdiğini ve böyle yardımlarda elinin açık olduğunu belirtir. İlhami’yi ziyarete giden Sinan, İlhami’nin kitaplığında 3-5 kitap ve bir ansiklopedi serisi olduğunu görünce aklında soru işaretleri oluşur. Ama konuşmaya devam edince İlhami’yle fikir çatışmasına düşer. Çanakkale’de yaşam kültürünü anlatmayı isteyen Sinan, Çanakkale’de tarihi güzellikleri ve şehitliği anlatmasını isteyen İlhami’yle anlaşamaz. İkilinin sohbetleri belirli bir yerden sonra kitap bastırma konusundan çıkar. İlhami birden hayat hikayesini ve firmasını nasıl kurduğunu anlatmaya başlar buradan da anlarız ki İlhami sığ bir vizyona sahip ve okumadığı için okuyanlara karşı aşağılık kompleksini bastırmaya çalışıyor. Sohbet sonunda realist bir şekilde sohbete yaklaşan Sinan, İlhami tarafından kabul görmez üstü kapalı ve biraz da küstahça reddedilir. Zaten normal şartlar altında da yardım etmeyeceği belli olur. Bu konuşmadan da Sinan’ın insanlara karşı tahammülünün olmadığını ve gerçekleri açık bir şekilde dile getirerek yapılan konuşmaları tercih ettiğini anlarız. Yolda yürürken tesadüfen Hatice’yle karşılaşan Sinan sohbet etmeye başlar. Anlaşılan Hatice istediği hayatı yaşayamamakta ve metropol şehre özenmekte dolayısıyla Sinan’la beraber o da bu köyü yadırgamaktadır. İstemediği birisiyle evlendirilecek olan Hatice’nin psikolojisi hepten darmadağın olmuştur. Sohbet esnasında bir gülüp bir ağlayan Hatice, kendisini dinleyemediğinden yakınmaktadır. Çınarın altında öpüşen ikili birden Hatice’nin Sinan’ın dudağını ısırmasıyla farklı bir boyuta geçer. Hatice çalıştığı tarlaya dönerken Sinan ise kanayan dudağıyla şoktadır. Hatice’nin bahsettiği altınlar içindeki odada bulunan akrep sıfatı burada Hatice’nin kendisinden daha öte değildir. Hatice’nin düğününü uzaktan arkadaşlarıyla izledikten sonra içmeye giden arkadaş tayfasının içindeki Hatice’nin eski sevgilisiyle gerçekleri ortaya döktüğü için tekme tokat kavgaya giren Sinan arkadaş grubunu orada kaybeder daha da yalnızlaşmaya başlar. Ve dudak yarası daha belirgin bir hal alır. Çanakkale’ye sınavları için giden Sinan çalışmadığı sınavdan pek bir şey ümit etmemektedir nitekim öğretmenliği isteyip istemediğinden o da emin değildir. Sınav çıkışı bölge tarafından yazdığı kitaplarla itibar gören Süleyman’ı gören Sinan, yazarla koyu bir muhabbete girer. Taşra edebiyatının sempozyumunda okunan taşra mektubu, su katılmamış taşralı başlığıyla sempozyuma katılmayı reddeden ve bunu mektubunda açıklayan birisinden bahseder. Yazar ise mektubu “Fazla önemsediği bir topluluk karşısında utandığı için konuşmaktan korkan, bu zayıflığını kabul etmek zorunda kalmamak için de bu eksikliğine felsefi bir kılıf uydurmaya çalışan toy bir gencin çırpınışları” olarak görür. Sinan ise aksini iddia eder edebiyatın daha ileri gidebilmesi için mutlak yalnızlığın varoluşunu ve taşra edebiyatının bir merkezinin olamayacağını olsa bile bunun bir merkez olmadığını savunur. İkilinin arası git gide gerilir ve yaşının da verdiği bir sabırsızlıkla Süleyman Sinan’a bağırarak kendisini anlamadığını insan sinirlendiği ve vücuduna kramplar girdiği zaman hiçbir şeyi önemsemediğini açık bir dille ifade eder. Konuşmadan dili yanan Sinan geri adım atar ve Süleyman kendisinin yüzüne gerçekleri vurduğu için rahatsız olur. Sinan karşısındaki kişiyle empati kuramaz ve hala haklı olduğunu içten içe geçirir. Sinan’ın babasından bahsedersek geçmişinde yaptığı hatalarla akıllara kazınmış, sabırlı, kadere inanan ve eli avucunda koşan bir insandır. Geçmişinde kumar batağına düşerek itibarını ve elindeki bütün mal varlığını kaybetmiş ama bütün bu kötü alışkanlıklarına tövbe ederek öğretmenliğine devam eder. Sürekli iyilik peşinde koşmaya çalışır ama gel gör ki geçmişi peşini bırakmaz. Sürekli geçmişiyle yargılanır. Evde cebinden parası çalınan Sinan göz ucuyla babasını suçlar. Babasına saygısını iyice yitirir. Toplumun ve ailesinin gözünde lekeli olan babasının tek isteği kırsaldaki evinin önünde ki kuyuyu kazıp oradan su çıkartarak kurak toprakları yeşertmek ve hayvancılık yapmak. Kitabını basabilmek için babasının köpeğini gizlice satan ve bundan pişmanlık duymayan bunu çok normal görerek içselleştiren Sinan, babasının kağıtlara köpeğinin resmini çizerek aranıyor yazmasını ve geceleri ağladığını annesinden duyunca yaptığının artık bir hata olduğuna karar verir. Bencilliğiyle artık çevreye zarar vermeye başlayan Sinan için değişimin temelleri yavaştan atılmaya başlanır. Nihayet kitabını basan Sinan hedefine ulaşmış olur. Çanakkale’de ki kitapçıya kitabını satılması için bırakan Sinan bir kitabını da imzalayarak annesine verir ve buna çok sevinip duygulanan annesi ağlamaya başlar. Kitabın sadece basılması bile annesinin yüreğinin masumluğunu gözler önüne serer. Annesi her ne kadar düşük bir vizyondan bakarak yorumlasa da bu olayı içlerimizi ısıtmaya yeter. Kalan kitaplarını evde bırakan Sinan askere gidip gelir. Geri döndüğünde babası emekli olmuştur ve kırsala taşınmıştır. Emekli parasıyla kız kardeşine yeni telefon alındığı ve evdeki bazı eşyaların değiştiği gözlemlenir. Evde Sinan’ı annesi ve kız kardeşi karşılar. Sinan kitabının okunup okunmadığını merak eder ve sorduğunda kız kardeşinin ve annesinin kitabını okumadığını öğrenir. Üstüne üstlük bıraktığı kitapların küflendiğini görünce içten içe kırılır. Babasını merak eder ve annesi ona, dedesinin evinin bodrum katında yaşadığını söyler. Dedesinin evinin bodrum katında toz toprak içinde ve örümcek ağlarıyla olan odaya giren Sinan sandalyeye oturur ve gözüne babasının cüzdanı çarpar. Babasının cüzdanını açar ve içinden sadece bir gazete kâğıdı çıkar. Gazete kağıdında Sinan’ın kitabının tanıtıldığı bölüm kesilmiştir. Bunu gören Sinan duygulanır ve babasının kırsaldaki evine doğru yola koyulur. Babasıyla karşılaşan Sinan babasıyla muhabbet etmeye başlar. Konu kitaptan açılınca babası “Bu kitap benim en yakın arkadaşım hiç yanımdan ayırmıyorum” der. Ve Sinan giderek babasının şefkatini ve kalbinin büyüklüğünü hissetmeye başlar. Şefkat karşısında vurulmuşa dönen ve şaşıran Sinan artık eskisi gibi olmayacaktır. Babası uyuya kalır ve uyandığında hayvanlara ot verir. Kamera bizlere Sinan’ın kuyuda kendini astığını gösterir. Aslında burada tek ölen şey Sinan’ın önyargıları, kendini dünyanın kurtarıcısı gören bakış açısı ve egosudur. Kuyuya bakan babası Sinan’ı kuyuyu kazarken görür. Aklına her geleni söyleyen, her şeye muhalif olan, bencil, hedefine ulaşmak için elindeki tüm imkanları etik açıdan doğru olmasa da uygulayan yani kısacası hayata uyum sağlayamayan birsinin baba sabrı ve şefkatinde nasıl değiştiğini gördük. Ana karakterin yanında din, aile kültür, insan diyalogları, toplum, taşra hayatı, doğallık gibi öğelerde yanında cabası. Film müziği daha iyi olabilir miydi? Hazar Ergüçlü, filmde sadece bir sahnede oynamasına rağmen neden film afişinde yer alıyor? Aklımdaki soru işaretleri.
su-sisesi
su-sisesi

Takipçi 278 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
7 Nisan 2023 tarihinde eklendi
Nuri bilge ceylan ustad citayi yukselterek devak ediyor ahlat agaci yine kendine ozgu cekimleri oyunculuklari yarattigi karakterlerle bizleri 3 aaat ekrana bagliyor yazilan diyaloglar vs cok basarili sinraki yapimini heyecanla beklemedeyiz
cemertem
cemertem

Takipçi 55 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
3 Haziran 2018 tarihinde eklendi
Büyük usta Nuri Bilge Ceylan her zamanki üslubu ve derin anlatım tarzıyla döktürmüş. Ustaya çok büyük sevgim ve saygım var yalnız bu filmde kafama oturmadı bazı şeyler... Misal oyunculuklarda Doğu Demirkol ortalamanın üstüne çıkamamış, o beylik laflar o karakterde çok eğreti durmuş. Fazlasıyla tiyatral replikler söz konusu, bir önceki filmde Kış Uykusu'nda Haluk Bilginer'in olağanüstü performansıyla yağ gibi akan o replikler bu filmde ana karakterde fazlasıyla sırıtıyor. Bolca diyalog var. Her filminde diyalogları fazlasıyla katarak ilerliyor artık Nuri Bilge Ceylan... İklimler filmindeki atmosferi yakaladı zaman zaman. Görüntü yönetimindeki bir başka usta isim Gökhan Tiryaki yeteneğini konuşturmuş her zamanki gibi. O puslu ve karanlık atmosferi, karakterlerin içine düştüğü o yalnızlığı, bencil ruh halini içselleştirebildik. Köy sahneleri son derece doğal, yapmacık kaçan hiçbir şey yok. Nuri Bilge Ceylan'ın sinematografisinde oldukça farklı bir yer edinen bir film oldu bu. Sinan karakteri son derece güncel, atanmayı bekleyen öğretmen, hayattan umudunu kesmiş, sorunlu, insanlardan nefret eden, yazar olma hayaliyle yanıp tutuşan bir karakter. Yoğunlukla Kış Uykusu'ndaki Aydın karakterine benziyor. Ha deseniz ki bir önceki Kış Uykusu ile bu filmi kıyasla, ondan daha iyi diyemem ama daha kötüsü de değil. Kış Uykusu derdini tam ve net olarak oyunculuk ve kurgu ile dört dörtlük anlatan bir filmdi. Ahlat Ağacı ise yer yer oyunculuklarda sırıtsa da, insan daha farklı beklentiler içerisinde izlese de film bitince olmuş bu film dedirtiyor. Misal filmde çok etkilendiğim çok çarpıcı 2 sahne var ki olağanüstüydü. Bir tanesi Sinan'ın liseden kız arkadaşı olan Hazar Ergüçlü'nün oyunculuğunu konuşturduğu, hayata dair çarpıcı sorgulamaların yapıldığı, sert bir sahneydi, etkisinde kalıyorsunuz. Bir diğeri de filmdeki bütün oyuncuları sollayan Serkan Keskin'in yazar karakterini oynadığı Sinan'ın çocuk küstahlığında gizlendiği bol diyalog içeren karşılıklı edebiyat eleştirilerinin yapıldığı sahneydi ki muazzamdı. Filmin müzikleri her zamanki gibi klasik, daha farklı seçimler yapılabilir, daha farklı bir hava katılabilirdi. Ceylan'ın bu filmi şiirsel manzaralara, samimi dramalara sahip... Özelinde sorunlu bir baba oğul meselesini anlatır gibi gözükse de genel olarak Çanakkale'den kabuğundan dışarı çıkamayan Sinan karakterinin üzerinden topluma yönelik, insanlararası ilişkilere yönelik vurucu eleştiriler yapılıyor. İmamlar ile Sinan’ın din, felsefe ve inanç üzerine yaptıkları konuşmalar topluma ışık tutuyor, bolca didaktik anlatım uygulanıyor. Evdeki baba anne çatışması bile son derece orijinal. Bizdeki dramatize edilmiş, ağlak, kutsanmış, duygu sömürülü aile içi şiddet sahneleri ile hiçbir alakası yok. Son derece doğal. Bir Zamanlar Anadolu'da ve Kış Uykusu'ndaki tablo gibi fotoğraf kareleri bu filmde yok ama gerçek Türkiye fotoğrafı var. Geçim derdindeki piyangocu amcadan tutun, kum taşıma şirketi olan, odasındaki ansiklopedilerden başka bir şeyi olmayan çok bilmiş İlhami karakterine, kendi taşra dünyasında kendi yağında kavrulan yazar Süleyman karakterine, iki zıt kutup imamlara kadar bizden bir film. Kurgu masasında sadece Nuri Bilge Ceylan'ın olması başlı başına bir risk bence. Farklı bir kurgucu olsaydı o imam sahnelerini bu kadar uzun tutmayabilirdi, yahut Sinan karakterini bu kadar gözümüze sokmaya da gerek kalmayabilir yan rollerden daha sık faydalanabilirdi. Sinan'ın geri dönüşü olmayan seçimi, babanın uyumsuzluğu ve bir köpeğin gidişine haykırışı.. Annelerin istemedikleri hayatları.. Hepsi bizden meseleler, günlük hayatın içine yedirilen o diyaloglardaki samimiyet tam oturmuş. Kış Uykusu'ndaki yüksek oyuncu performansını ben bu filmde ana karakterlerde göremedim. Onun dışında Bir Zamanlar Anadolu'da filminde daha sık gördüğümüz metafor kullanımı, monolog sahneleri olsaydı tadından yenmezdi. Nuri Bilge bu filmde sadece yönetmenliği senaryoyu değil bütün sorumluluğu sırtına almış. Dünyada hala konuşuluyor film ve Variety, The Guardian, CineVue, Telegraph dahil tam puan alabilmeyi başardı. Kasım ayına kadar da birçok ülkede vizyona girecek, 16 haziran da Sidney Film Festivali'nde gösterilecek. Umarım hak ettiği değeri ve ilgiyi görür. Türkiye sineması için çok büyük bir fırsat ve ilham verici güzellikte bir sanat eseri...9/10
Fatih Meral
Fatih Meral

Takipçi 63 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
9 Temmuz 2021 tarihinde eklendi
Çok güzel bir Nuri Bilge Ceylan filmi.Cannes'te ödül alamasa bile dakikalarca alkışlanarak, ödül almaktan daha büyük iltifat edildi.Filmin sanatsal yönü gerçekten harika.3 saati geçik bir film aksiyon ve fantastik ögeler olmadan nasıl büyük bir keyifle izlenebileceğini ispatlayan bir film gerçekten. Film özellikle metaforlarla dolu.Kuyu baş metaforumuz kuyu 3 nesil içinde bir anlam ifade ediyor. Filmin sonunda Sinan'ın hem kuyuya asılı kalması yani benliğinden ve ailesine olan takıntısından kurtulamadığını bir sonraki kuyuya canhıraş bir şekilde saldırarak bu benliğiindeki savaşı elbette sonunda kazanacağının anlatılması bize verilen mesajdı.İkinci metafor Ahlat ağacı metaforuydu; şekilsiz, ortalık yerde biten, meyvesi bile şekilsiz çıkan, aykırı bir ağaç. Bu ailenin hayatında da herkesin kendine göre aykırılıkları yani ahlatlığı olması ve filmin birçok sahnesinde kullanılması önemli bir etkendi.Filmde mekânlar çok özenle seçilmiş ve detaylı belirlenmiş.Anadolu'nun,taşranın yani kültürünü,havasını, kokusunu buram buram alıp teneffüs ediyorsunuz.Bu bakımdan hiçbir abartı veyahut eksiklik yok. Toplumun farklı kesimdeki insanların çarpıklığına ve bozukluğa ironik olarak yer veriyor.Müteahhit sahnesindeki parayla kendini övmesi, siyasilerin kapı sökme hikâyesine(son dönemdeki ) dem vurması falan,Nuri Bilge Ceylan'ın aynı zamanda hem günceli hem toplumun farklı iş kollarındaki riyaları ve çarpıklığı da iyi gösteriyor. Diyor ki aslında herkesin bir ahlat ağacı var içinde. Bireyin içine düştüğü yalnızlığı çok iyi betimlemiş.Bir insanın bir amaca ulaşırken toplumdan laf olarak destek gördüğünü icraat olarak desteğinin olmadığını anlatmış.Görüntü yönetmenini de tebrik etmek lazım. Nurı Bilge Ceylan'ın ekip olarak çalıştığı Gökhan Tiryaki bu konuda muazzam iş çıkarmış.Oyunculuk da Doğu Demirkol, Sinan karakterini güzel canlandırmış ama aslan payı açık ara Murat Cemcir'de İdris karakterine ruhunu vermiş resmen. Karakteri canlandırırken acaba demiştik ama komediden sonra böyle dram filmi çevirebilmesi de oyunculukta rüştünün ispatı demek az kalır. Filme söylenecek çok söz var, kültler listesine ilerde girer son yorumumuz olsun.
mumillica
mumillica

Takipçi 52 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
14 Ağustos 2018 tarihinde eklendi
Nuri Bilge Ceylan’ ın sekizinci filmi Ahlat Ağacı, belirli bir hikayeye sahip olmadan baş karakter Sinan’ ın kendi kitabını bastırması üzerinden birçok konuya değiniyor. Yönetmenin en iyi filmi olmasa da yılın en iyi filmlerinden biri olarak anılacaktır.

Film epizotik bir anlatımla ilerliyor. Kimi bölümlerin uzun kimi bölümlerin kısa sürdüğü bu sahneler filmin matematiğini oluşturuyor. Adeta Sinan ile beraber normal bir yaşam içinde belli başlı yaşamış olduğumuz tüm duygularımızı ve hissiyatlarımızı bu bölümler sayesinde tekrar düşünme fırsatı yaşıyoruz. Filmin tümüne yayılmış bir alt-metin filmin sonuna kadar devam ediyor: Baba-Oğul ilişkisi.

Her bir bölümde yeni bir konuşma – tartışma alanına giriyoruz. Eski kız arkadaşı ile aşk ve sevgi üzerine, yörenin yetiştirmiş olduğu tanınmış bir yazar ile edebiyat dünyası ve ilkeler üzerine, bir iş sahibi ile iş dünyası üzerine, eski ve yeni bir imamla din üzerine ve aralarda baba ve oğulun çeşitli nedenlerle çatışmaları.

Filmin çatışma merkezi olan baba karakteri emekliliğine az kalmış fakat kumar saplantısı yüzünden tüm itibarını yitirmiş, borç içinde, ailesiyle olan ilişkisini de bozmuş bir sınıf öğretmeni. Sinan ise kendi yolunda ilerleyen, ailesini çok da umursamayan, tek derdi kendi kitabını bastırmak isteyen yeni mezun bir sınıf öğretmeni. Sinan babasını film boyunca işe yaramaz olarak adlandırıyor. Aslında en büyük korkusu, istemeyerek de olsa isteyerek de olsa babası gibi olmak, belki de bu yüzden ondan haz etmiyor. Aynı mesleğe sahip fakat kpss ye çalışmamış herhangi bir beklentisi yok, yazarlık yolunda ilerlemek istiyor. Babadan kaçmanın bir yolu olarak görüyor. Kitabı bastırınca bu lanetten kurtulabileceğini düşünüyor ama kitabı bastırmak onu öyle bir duruma sokuyor ki, o kuyunun içine girip kazmayı vurdurabiliyor.

Nuri Bilge Ceylan, Bir Zamanlar Anadolu’ da ile beraber hikaye anlatıcılığını da değiştirdi. Görselliğin üzerine diyalogları da arttırdı ve karakterleri çoğalttı. Kış Uykusu’ nda tiyatral ve görsel bir anlatım beraberinde bol ve uzun diyaloglu sahnelerle destekledi. Bu sefer epizotik bir anlatım ve bol karakterli bol konuşmalı hatta komik bir film var karşımızda. En iyi filmi değil belki ama onun gözünden farklı arayışlar seyretmek keyifli oluyor.

Teknik anlamda diğer filmlerine oranla çok fazla kusuru bulunuyor. Bilinçli bir tercih mi yoksa aceleye mi gelmiş pek anlaşılmıyor fakat çok da rahatsız ettiği söylenemez. Bazı bölümlerin uzun oluşu kimi seyirciyi sıkabilir.

Oldukça kalabalık kadroda, bu zamana kadar gördüğümüz tüm filmlerinden daha fazla ünlü oyuncu barındırıyor fakat başrol oyuncusu bir youtuber: Aydın Doğu Demirkol. Her sahnede var olan oyuncu rolünün üstesinden fazlasıyla geliyor. Ayrıca bir komedi oyuncusu olan Murat Cemcir de baba rolünde sırıtmıyor.

Ülkemizin sayılı ödül sahibi ve sinema sanatını bir üst sıraya taşıyan yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan, Ahlat Ağacı ile farklı bir biçim ve anlatım yöntemi deneyerek bize farklı bir lezzet ve görsellik sunuyor. Hem tadı güzel hem de leziz fakat o klasik sos konmamış gibi. İyi seyirler… mumillica.net
rudeonerudeone
rudeonerudeone

Takipçi 1.698 değerlendirmeler Takip Et!

3,5
16 Aralık 2018 tarihinde eklendi
Filmin ortalarını yeni geçmiştim ki, "taşrada hapsolmak" ile ilgili yeni bir şeyler söylemeyecek gibi hissettim. Üç saatlik süresi hiç sıkmadı, düşük temposuna rağmen son derece akıcı olduğunu söyleyebilirim. Fakat dediğim gibi, yönetmenin en iyi işi diyemem. Senaryo da kimi zaman biraz abartılı geldi. Yazılı bir metinden okumuyormuş hissi uyanıyorsa rahatsız oluyorum. Finalini başarılı buldum. Görülmesi gereken bir film. Daha iyi olabilirdi benim bakış açımla, ancak yine de emeği geçenleri tebrik etmek gerekir.
Engin Yüksel
Engin Yüksel

Takipçi 1.466 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
16 Temmuz 2018 tarihinde eklendi
bu filmi eleştirecek kadar film ve dizi izlemişliğim maalesef yok. Bu ülkeni değil röntgenini MR'ını çekmiş tek kelimeyle muhteşem 9/10
Murat K.
Murat K.

Takipçi 188 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
14 Eylül 2018 tarihinde eklendi
Mezun olduğumda (halihazırda 3.sınıftayım.) ataması pek kolay olmayan bir daldan öğretmen adayı olacağım ve okunmayacağını (okuma oranı %1 olan ülkede okunmaktan ne bekliyorsak artık...) tahmin ettiğim bir kitap yazma fikrindeyim.(*)Bu yüzden Sinan karakteriyle bağ kurmam hiç de zor olmadı.Her şeye rağmen şakacı,umutlu ama hep kaybeden baba ve çoktan hayattan bezmiş,yorgun anne sanki benim ebeveynlerimdi.

Ne yapmak istediğinizi asla anlamayan Sinan'ın deyimiyle "dar kafalı" , üzerlerine toplumun kurşunlarını geçirmeyecek birer zırh geçirmiş insanlar topluluğu da bir o kadar tanıdık.

Oyunculuk,prodüksiyon pırıl pırıl... sadece bazı diyaloglar fazla şairane ve uzunca... Teşekkürler NBC ve ekibi...

*):Belki ben de Sinan'ın "kanki"si gibi öğretmen olamayınca telefonda tekmelediği eylemcileri anlatarak eğlenen bir polis olurum... kim bilir?!
martinscorsese
martinscorsese

Takipçi 188 değerlendirmeler Takip Et!

3,5
21 Haziran 2018 tarihinde eklendi
Kasaba, Üç Maymun ve İlkimler filmlerinden daha iyi ama diğerleri kadar başarılı değil. Filmde çok fazla didaktik diyalog var. Sanki yönetmen acemi yazarların diyaloglarını taklit etmiş gibi. Başrol de acemi bir yazar. Gerçekten amaç buysa bile kötüydü.
Yerim yurdum
Yerim yurdum

Takipçi 22 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
8 Nisan 2019 tarihinde eklendi
bu toprakları çok güzel anlatmıştır. izleme keyfi yüksek.
nbc yeniliklerini farkettirse de kendi çizgisi koruyor.
kesinlikle izlenmeli.
AKIN ŞENEL
AKIN ŞENEL

Takipçi 22 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
20 Aralık 2024 tarihinde eklendi
Ahlat Ağacı, izleyiciyi adeta bir roman okur gibi içine çeken, derinlikli bir anlatıya sahip. Anadolu’nun sessiz, taşra dokusunu etkileyici bir biçimde yansıtan bu film, hayaller ve gerçekler arasında sıkışmış bir gencin yaşam mücadelesine odaklanıyor. Yaklaşık üç saat süren bu sinema deneyimi, Ceylan’ın sinemaya olan tutkusunun, insan ruhunun derinliklerine dokunma çabasının ve hayata dair sarsıcı gerçekliklerin bir yansıması gibi.

Film, üniversiteyi yeni bitirmiş ve köyüne dönen Sinan’ın (Doğu Demirkol) etrafında şekilleniyor. Sinan, bir yandan taşradan sıyrılmanın yollarını ararken diğer yandan içinde bulunduğu maddi ve manevi çıkmazlarla mücadele ediyor. Film boyunca, Sinan’ın ailesiyle, taşra halkıyla ve en önemlisi kendisiyle olan çatışmasına tanık oluyoruz. Özellikle Sinan’ın babası İdris (Murat Cemcir) ile olan karmaşık ilişkisi, filmin merkezinde yer alıyor. İdris’in kumar bağımlılığı, ailesini maddi sıkıntılara sürüklemiş ve Sinan’ın babasına olan saygısını yitirmesine yol açmıştır.

Ceylan Sineması ve Taşra Gerçeği
Nuri Bilge Ceylan, sinemasında derin bir içsel sorgulama, karakterlerin yalnızlıkları, toplumla olan çatışmaları ve derinlemesine psikolojik çözümlemeler yapmayı tercih eden bir yönetmendir. Filmlerinde genellikle yavaş tempolu, uzun planlar, görsellikten fazlasıyla anlam çıkaran bir dil ve diyaloglarda yoğun bir felsefi altyapı bulunur. Bu unsurlar, taşra yaşamını anlatırken de kendini gösterir.

Ahlat Ağacı, Ceylan'ın tipik sinematik özelliklerine sahiptir. Bu bölümde, kasaba yaşamındaki sıkışmışlık, dar bir alanda hayatını sürdüren insanlar ve onların içsel çıkmazları vurgulanır. Ahlat Ağacı'nın ana karakteri Sinan, yazarlık hayalleriyle taşra kasabasında büyümüş, ancak toplumdan ve ailesinden uzaklaşmış bir figürdür. Bu, Ceylan'ın sinemasında sıkça görülen bir temadır: bireylerin kendi iç yolculukları, toplumla uyumsuzlukları ve kendi kimliklerini bulma çabası.

Taşra Gerçeği
"Ahlat Ağacı", taşra yaşamının zorluklarını, kasaba insanının hayatını ve taşrada yaşamanın getirdiği sosyal, ekonomik sıkıntıları detaylı bir şekilde ele alır. Filmin merkezinde Sinan’ın, yazarlık ve edebiyat tutkusu arasında sıkışmış bir şekilde taşrada yaşaması bulunuyor. Bu, taşra gerçeğini anlamak için önemli bir gözlem sunar.

Filmin bu bölümünde, taşra kasabası, yavaş tempolu yaşamın bir metaforu olarak kullanılır. Bu, özellikle Sinan’ın taşrada yaşarken hayal kırıklığına uğraması, toplumun ve ailesinin beklentilerine uymaya çalışmasıyla betimlenir. Ceylan, bu taşra gerçeğini, insanın günlük yaşamındaki mücadelesiyle, küçük yerleşim yerlerindeki yaşamın hem coğrafi hem de toplumsal sınırlamalarıyla şekillendirir.

Sinan’ın Yazarlık Arzusu
Sinan, bir yazar olma hayali kurarken, taşra kasabasında bu amacına ulaşamamanın derin hayal kırıklığını yaşar. Yazar olma yolundaki mücadelesi, taşra kasabasındaki dar çevrede, toplumsal ve ekonomik engellerle karşı karşıya kalması, Ceylan’ın taşra gerçeğini ele aldığı bir başka önemli temadır. Bu tema, aynı zamanda Ceylan’ın kendi film dilini kullanarak, taşradaki yaşamın ve kültürel durgunluğun eleştirisini yapmasına olanak tanır.

Sinan'ın yazarlık tutkusunun yanında, taşra kasabasında hayal kurmanın zorlukları ve bu hayalleri gerçekleştirme yolunda karşılaştığı engeller de bu bölümde yoğun bir şekilde işlenir. Sinan, toplumdan beklediği saygıyı ve takdiri bulamayacağını, herkesin kendi dar görüşlülüğü içinde sıkışıp kaldığını fark eder. Bu, aynı zamanda taşradaki bireylerin kendi kimliklerini, arzularını ve hayallerini dış dünyadan soyutlanmış şekilde yaşamalarının bir yansımasıdır.

Taşra Sinemasının ve Toplum Eleştirisinin Buluşması
Ceylan Sineması ve taşra gerçeği, sinemada genellikle toplumun dışladığı bireylerin hayatlarını, içsel çalkantılarını ve bazen ulaşılmaz hayallerini odağa alır. Bu bakış açısı, hem karakterlerin kişisel dramalarını hem de toplumsal yapının işlediği tüm eleştiriyi birleştirir. Ceylan, taşra kasabasında yaşamın çok katmanlı yapısını, bireysel hikâyelerle harmanlayarak anlatır. Filmin başından sonuna kadar karakterler arasında geçen uzun diyaloglar ve sessiz düşünme anları, taşra gerçeğinin, toplumsal yapının bir yansıması olarak görülebilir.

Görsellik ve Estetik
Nuri Bilge Ceylan’ın sinemasındaki en belirgin özelliklerinden biri, uzun çekimler ve yavaş tempodur. Ahlat Ağacı da bu özelliği başarıyla yansıtarak, görselliği bir anlatım dili olarak kullanır. Filmin çoğu sahnesinde uzun ve sabırlı çekimler vardır. Bu uzun planlar, izleyiciye zamanın ve mekânın derinliğini hissettirirken, aynı zamanda karakterlerin içsel çatışmalarını ve yalnızlıklarını vurgular. Örneğin, Sinan’ın kasaba sokaklarında yürüdüğü uzun sahnelerde, kasaba ortamının monotonluğu ve taşra yaşamının daralmış atmosferi görsel bir şekilde aktarılır.

Bu tür uzun planlar, izleyicinin sadece karakterin iç dünyasına odaklanmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çevreyi, doğayı, kasaba yaşamını ve bu yaşamın birey üzerindeki etkisini derinlemesine hissettirir. Bu görsel tercih, karakterlerin yalnızlıklarını, çıkışsızlıklarını ve hayal kırıklıklarını daha yoğun bir şekilde yansıtır.

Doğanın ve Mekânın Kullanımı
Filmde, özellikle doğa ve çevre unsurları, karakterlerin duygusal durumlarına paralel olarak büyük bir öneme sahiptir. Ceylan, doğal manzaraları sadece estetik bir arka plan olarak değil, karakterlerin ruh halini anlatmak için kullanır. Örneğin, kasaba çevresindeki geniş, boş alanlar ve ova görüntüleri, Sinan’ın yalnızlık ve umutsuzluk içindeki halini vurgular. Görsellik, Sinan’ın hayallerini, beklentilerini ve taşraya olan bağını da simgesel bir şekilde aktarır.

Bununla birlikte, taşra kasabasının dar ve kısıtlı sokakları, kasaba evlerinin sıradan görünümleri ve yalnızca birkaç insanın bulunduğu arka plandaki figürler, kasaba yaşamının sınırlayıcı yapısını ve toplumsal baskıyı yansıtır. Görsel açıdan, mekânın ve doğanın bu şekilde kullanımı, filmdeki estetikle iç içe geçmiş bir anlatı sunar.

Renk Paleti ve Işık Kullanımı
Filmde renk paleti de çok dikkatle seçilmiştir. Ceylan’ın sinemasında, doğal ışığın ve soft tonların ön planda olması, atmosferin sakin ve ağırbaşlı olmasına olanak tanır. Ahlat Ağacı’nda genel olarak daha pastel ve soğuk renkler kullanılmıştır. Bu renk seçimi, taşranın yavaş temposunu, duygusal boşluğu ve karakterlerin içsel bunalımlarını simgeler. Sinan’ın hayatını yeniden şekillendirmeye çalışırken, kasaba çevresinin kasvetli, gri tonlardaki görüntüleriyle içsel yolculuğu arasında paralellik kurulur.

Işık kullanımı da bir diğer önemli estetik unsurdur. Özellikle gündüz saatlerinde doğal ışığın etkisiyle çekilen sahnelerde, karakterlerin yalnızlıkları, çevrenin katı ve durağan yapısı ile vurgulanır. Akşam saatlerinde ise, ışık-gölge ilişkisiyle duygusal tonlar daha belirgin hale gelir. Işık kullanımı, karakterlerin içsel yolculuklarını ve filmin genel temasını destekleyen bir araç olarak önemli bir işlev görür.

Simge ve Metaforlar
Ceylan’ın sinemasında, görsel anlatım sıklıkla simge ve metaforlarla zenginleştirilir. Ahlat Ağacı’nda da çeşitli simgesel imgeler kullanılır. Örneğin, Ahlat ağacı (filmdeki başlıkla da ilişkilidir), hem karakterin yaşadığı kasaba ile hem de ona dair hissettiği aidiyetle ilgili bir metafordur. Ahlat ağacının meyvesiz olması, Sinan’ın taşradaki çıkmazını ve yazarlık hayallerine ulaşamamasını simgeler. Ayrıca filmdeki bazı doğa görüntüleri ve kasaba manzaraları, bireylerin toplumla olan çatışmalarını, insanın içsel boşluğunu ve hayal kırıklıklarını simgeler.

Sinan’ın yazarlık hayalleri de görsel metaforlarla desteklenir. Kasaba sokaklarında, yazarlık hayalini gerçekleştirme umudu olan Sinan, sürekli olarak çevresindeki dar alanlarda sıkışır ve bu dar mekânlar, onun hayallerinin ve potansiyelinin kısıtlanmışlığını simgeler.

Çerçeveleme ve Kamera Hareketleri
Filmdeki kamera hareketleri ve çerçeveleme, görselliğin diğer önemli unsurlarındandır. Genellikle statik çekimler tercih edilse de, bazı anlarda kamera, karakterin ruh haline paralel olarak daha dinamik bir hal alır. Kamera hareketlerinin minimalizmi ve çoğunlukla izleyiciyi karakterin duygusal haline yakınlaştırması, filme özel bir estetik katman kazandırır.
Sinan'ın kasaba ve ailesiyle olan ilişkileri, çoğu zaman izleyicinin sadece karakterin duygusal dünyasına yoğunlaşmasına olanak veren geniş çerçevelerle gösterilir. Böylece, kasaba yaşamının monotonluğu ve insan ilişkilerinin duygusal mesafesi daha net bir şekilde görselleştirilir.

Baba-Oğul İlişkisi Üzerine Bir Alegori
Sinan ve babası Idris arasındaki ilişki, filmde sürekli bir gerilim ve karşıtlık içerir. Sinan, yazarlık hayalleri kuran, entelektüel bir birey olarak, babasının onun geleceğiyle ilgili beklentileriyle yüzleşir. Idris ise kasaba öğretmeni olarak, taşra yaşamında sıkışmış bir figürdür ve oğlu Sinan’ın hayallerini anlamakta güçlük çeker. Oğul, babasının dünyasını küçümser ve ona hayalperest, dar bir bakış açısına sahip biri olarak bakar; buna karşın, baba da oğlunu gerçeklikten uzak, idealist ve naif biri olarak görür.

Bu karşıtlık, film boyunca sinematografik anlamda da gösterilir. Sinan'ın hayalleri, babasının somut ve pratik düşünce yapısı ile çelişir. Sinan, kasaba sokaklarında dolaşırken sıkışmış bir şekilde ilerlerken, babası Idris, toplumda saygı gören, yerleşik bir figürdür ve kasaba içinde tanınan bir öğretmendir. Bu fark, babanın taşra kültüründeki yerini ve oğulun ona duyduğu hayal kırıklığını simgesel olarak yansıtır.

Baba-Oğul Çatışması: İdealler ve Gerçeklik
Sinan ve Idris arasındaki çatışma, ideallerin ve gerçekliğin çatışması olarak ele alınabilir. Sinan, yazar olma hayalini kurarken, babası Idris ise çok daha basit ve gerçekçi bir hayatı savunur. Sinan'ın yazarlık kariyerine olan tutkusu, babası tarafından sürekli küçümsenir ve babası, Sinan'ı gerçek dünyada ayakta kalabilmesi için daha pratik bir yola yönlendirmeye çalışır. Ancak Sinan, babasının bu yaklaşımını, kendi hayatını küçümsemesi olarak algılar. Bu durum, baba ve oğul arasındaki anlamlı bir mesafeye yol açar.

İdris’in Sinan’a karşı gösterdiği yaklaşım, onun eğitimci olmasına rağmen modernleşen toplumdaki değerleri anlamakta zorlandığını gösterir. Sinan ise, kasaba toplumunun dar görüşlülüğünü ve baba figürünün dünyaya bakışını eleştirir. Bu çatışma, hem bireysel hem de toplumsal bir anlam taşır. Sinan'ın babasına duyduğu öfke, kendi kimliğini ve geleceğini bulma çabasıyla birleşir. Aynı şekilde, Idris’in oğluna karşı duyduğu kaygı, onun daha fazla hüsrana uğramasını engelleme arzusuyla şekillenir.

Baba Figürünün Geleneksel Kimliği ve Oğulun İsyanı
Idris, geleneksel değerlerle şekillenen, geçmişin taşra toplumunun bir temsilcisidir. O, kasabada öğretmen olarak yıllarca aynı işleri yapmış ve geçmişin getirdiği alışkanlıklarla hayatını sürdürmüştür. Filmdeki en önemli eleştirilerden biri, taşra yaşamının bireyler üzerindeki sınırlayıcı etkisidir. Idris, toplumsal yapının ona dayattığı rolü kabul etmiş ve bunun dışında bir dünyaya adım atmayı düşünmemiştir. Bu, oğlunun ona duyduğu öfkenin başlıca nedenidir.

Sinan, bu geleneksel yaşamı reddeder. Yazarlık tutkusu, onun kasaba yaşamının dar sınırlarının dışında bir hayat arayışını simgeler. Sinan'ın isyanı, sadece babasına karşı değil, aynı zamanda taşra toplumunun katı değerlerine ve hayatta kalma mücadelesine karşı da bir başkaldırıdır. Oğlu, babasının sistemine ve hayat biçimine olan eleştirisini, yazarlık hayaliyle somutlaştırır. Filmde, babanın sürekli olarak oğlunu “gerçekçi” olmaya teşvik etmesi, bu çatışmanın en açık şekilde ortaya çıktığı noktalardan biridir.

Baba ve Oğulun Karakter Evrimi ve Filmin Sonu
Sinan ve Idris arasındaki ilişki, film boyunca gelişim gösterir. Sinan, babasına karşı duyduğu öfkeyi ve hayal kırıklığını giderek daha açık bir şekilde ifade eder. Ancak, film ilerledikçe, babasının yaşamındaki gerçekleri daha fazla fark etmeye başlar. Idris de, oğlunun hayallerine tamamen karşı çıkmak yerine, zamanla oğlunun içsel dünyasına ve yazarlık arzusuna biraz daha saygı gösterir. Bununla birlikte, bu evrim, tam anlamıyla bir uzlaşma ile sonuçlanmaz. Son sahnelerde, Sinan’ın yazarlık yolundaki mücadelesi devam etmekte, babası ise kendi hayatında aynı kalmaktadır. Bu, baba-oğul ilişkisine dair bir çözüm önerisi sunmaktan çok, her iki karakterin de kendi dünyalarına sıkışıp kalmışlıklarını simgeler.

Baba-oğul ilişkisi, filmin sonunda daha karmaşık bir hâl alır. Sinan, baba figürünün hayatta kalma mücadelesinin ne kadar zor olduğunu daha iyi anlamaya başlar, ancak onun dünyasına geçiş yapmak için hala hazır değildir. Aynı şekilde, Idris de oğlunun hayal gücünü ve entelektüel arayışını anlamakta güçlük çeker. Ancak her iki karakter de, birbirlerinden farklı olsalar da birbirlerinin yaşamlarına olan etkilerini kabul etmek zorunda kalır.

Toplumsal ve Kuşaklar Arası Çatışma
Baba-oğul ilişkisi, sadece bireysel bir çatışma değil, aynı zamanda toplumsal ve kuşaklar arası bir alegori oluşturur. Sinan’ın yazarlık hayalleri, modernleşen bir toplumun beklentilerine ve kendi özgün dünyasına duyduğu ihtiyacı simgeler. Idris, taşra yaşamının geleneksel değerlerinin ve sabırlı çalışmanın temsilcisi olarak, toplumun sabırla bekleyerek elde edilecek başarıya olan inancını taşır. Ancak Sinan’ın dünyasında, taşra kasabasının dar sınırları ve geleneksel değerler artık geçerliliğini yitirmiştir. Bu kuşaklar arası çatışma, filmdeki en önemli toplumsal eleştirilerden birini oluşturur.

Taşranın Evrenselliği
aşra, genellikle sıkışmış, dar bir dünyayı temsil eder. Ceylan, bu kavramı sadece bir coğrafi durum olarak ele almakla kalmaz; aynı zamanda taşra kasabasındaki bireylerin hayatlarındaki daralma, toplumun katı kuralları ve sosyal sınırlamaların sembolü olarak kullanır. Sinan, filmde kasaba dışında bir hayat hayal ederken, taşra kasabasında yaşamaya devam eden insanlar, ekonomik ve toplumsal kısıtlamalarla yüzleşir. Ancak bu sıkışmışlık, yalnızca kasaba halkının değil, tüm insanlığın yaşadığı bir evrensel durumu simgeler. Sinan’ın taşraya olan öfkesi ve umutsuzluğu, toplumun dar çerçevelerine hapsolmuş bireylerin karşılaştığı evrensel bir sorunu temsil eder.

Sinan’ın yazarlık hayalleri, kasaba yaşamının sunduğu sınırlı seçenekler içinde sıkışmış bir şekilde filizlenirken, taşradan kaçma isteği, farklı bir yaşam kurma arzusu, tüm bireylerin toplumsal baskılarla karşılaşan ruh halini yansıtır. Filmdeki taşra, insanın özgürlük arayışını engelleyen, toplumun katı değerlerinin ve baskılarının şekillendirdiği bir dünyayı temsil eder.

Taşra ve Bireysel Kimlik Arayışı
Sinan’ın taşra kasabasında yaşarken karşılaştığı en büyük zorluklardan biri, kendi kimliğini bulma çabasıdır. Bu, sadece Sinan’a özgü bir sorun değil, herkesin yaşadığı bir evrensel temadır. Sinan, ailesinin ve toplumunun beklentilerinden, taşra kasabasının dar sınırlarından sıyrılmaya çalışırken, kendini gerçekleştirebilmek için bir çıkış yolu arar. Ancak taşra kasabasındaki hayat, bireyin bu yolculuğunu kısıtlar. Bu, Ceylan’ın filmdeki en derin sorgulamalarından birini oluşturan bireysel özgürlük ve toplumsal kısıtlamalar arasındaki çatışmayı gözler önüne serer.

Sinan’ın yazarlık tutkusuyla, taşranın gerçekleri arasındaki çelişki, bireysel kimliğin evrensel olarak nasıl şekillendiğiyle ilgili bir sorgulamadır. Yazar olmak isteyen Sinan, kasaba halkının dar görüşlülüğünden ve monoton yaşamından farklı bir dünya hayal ederken, bu idealleri ve hayalleri gerçekleştirmek neredeyse imkânsızdır. Bu, her bireyin kendi kimliğini bulma çabasında karşılaştığı engellerin evrensel bir yansımasıdır.

Taşra ve Toplumun Beklentileri
Filmde taşra, sadece bir mekân değil, aynı zamanda toplumun bireyler üzerinde kurduğu baskıyı simgeler. Sinan’ın babası Idris, kasaba öğretmeni olarak toplumun dayattığı normlara uyan, geleneksel ve sorumluluk sahibi bir figürdür. Sinan, babasının bu dünyasına karşı çıkarken, aynı zamanda toplumun taşradaki bireylere dayattığı yaşam biçimlerini reddeder. Bu, Sinan’ın kendini farklı bir kimlikte tanımlamak istemesiyle, kasaba halkının ve babasının yaşam tarzına karşı bir isyanıdır.

Bu temayı Ceylan, sinematografik açıdan da vurgular. Taşranın dar sokakları, kasaba evlerinin sıradan ve yalnızca bir işlevi yerine getiren yapıları, Sinan’ın babasının dünyası gibi sıradanlığa ve toplumun geleneksel değerlerine sıkışmış bir hayatı simgeler. Sinan, bu hayattan kurtulmak isterken, taşra kasabasının hem bireysel hem de toplumsal düzeydeki kısıtlamalarıyla yüzleşir. Bu, sadece Sinan’ın kişisel çatışması değil, tüm bireylerin toplumun beklentilerine, katı kurallarına ve geleneksel yapısına karşı verdiği evrensel bir mücadeledir.

Felsefi ve Psikolojik Bir Katman
Ahlat Ağacı filminde taşra, bireysel ve toplumsal düzeyde çok katmanlı bir şekilde ele alınır. Sinan’ın kasaba kasabasındaki hayatını, yazarlık hayalini, ailesiyle ilişkisini ve toplumun beklentilerine karşı verdiği savaşı, evrensel bir felsefi düzleme taşır. Ceylan, filmde taşraya dair derin bir eleştiri yaparken, aynı zamanda her bireyin taşra gibi bir yerleşim yerinde hapsolmuş, katı değerler tarafından şekillendirilmiş hayatını sorgular. Bu bakımdan film, taşranın yalnızca bir coğrafi mekân değil, insanın evrensel mücadelesinin bir metaforu olarak karşımıza çıkar.

Sinan’ın kendi hayallerine, kimliğine ve özgürlüğüne duyduğu özlem, aynı zamanda tüm insanların yaşamlarının benzer sıkıntılarıyla yüzleşmesinin bir yansımasıdır. Filmdeki taşra kasabasının içindeki dar görüşlülük, her bireyin sosyal normlar ve toplumun dayattığı kurallar altında sıkışıp kaldığı bir durumu simgeler. Bu, tüm insanlık için geçerli olan bir durumdur: bireysel özgürlük ve toplumun dayattığı sınırlar arasındaki sürekli çatışma.

Doğa ve Mekânın Taşranın Evrenselliği ile İlişkisi
Ceylan’ın sinemasında, taşra kasabası yalnızca mekân olarak değil, aynı zamanda insanın içsel dünyasının ve felsefi arayışının bir yansıması olarak sunulur. Filmin doğal ortamı, kasaba manzaraları, ova görüntüleri ve taşra halkının sıkıcı yaşamlarının temsili, taşranın evrensel gerçeğini vurgular. Taşra kasabasındaki doğa, evrensel bir anlam taşıyan, değişmeyen, sabırlı bir yaşamı temsil ederken, Sinan’ın hayallerine doğru yaptığı yolculuk, onun bu durağan yaşamdan kaçma arzusunu simgeler. Kasaba, Sinan’ın hayallerine karşı dururken, doğa onun çıkış yolunu simgeliyor. Taşra, değişmeyen bir evrensel gerçeği temsil ederken, Sinan’ın hayatı ona karşı bir tür isyan gibi durmaktadır.

Ahlat Ağacı, sabır gerektiren ama sabır gösterildiğinde izleyiciyi derin bir düşünceye sevk eden bir film. Nuri Bilge Ceylan’ın, insanın hayaller, kimlik ve gerçekler arasındaki mücadelesini ele aldığı bu yapım, sinema ile edebiyatın sınırlarında gezen bir başyapıt. Sinan’ın hikâyesinde kendi hayatını sorgulayan izleyici, film bittiğinde taşranın boğuculuğu kadar umut dolu bir sessizliği de ruhunda hissediyor. Bu da, Ceylan’ın sanatındaki gücü bir kez daha gösteriyor.
Serhat K.
Serhat K.

Takipçi 5 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
3 Haziran 2018 tarihinde eklendi
Film çok güzel bir hikayeyi anlatıyor. Bir yerinde kendinizi buluyorsunuz. Bu film sinema izleyicilerine hitap ediyor. Aktivite olarak sinemaya gidenlere değil. yavaş işlenen konusu ve diyaloglar muazzam.
Altayli
Altayli

40 değerlendirmeler Takip Et!

3,0
3 Kasım 2020 tarihinde eklendi
Bu sefer olmamış. Kış uykusu da geriye gidişti ama bu film daha da zayıf. Özellikle o ağdalı cümleler beni acayip rahatsız etti.
monerap
monerap

Takipçi 5 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
3 Haziran 2018 tarihinde eklendi
Yine bir NBC klasiği. Beğenmeyenler gitsin saçma sapan komedi filmlerini izlesin. Harikaydı helal olsun Nuri Bilge Ceylan'a ve ekibine.
serhat aslan
serhat aslan

12 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
3 Aralık 2022 tarihinde eklendi
Uzun ama sahneler dolu dolu, imamla olan diyaloglar efsane. Fikirler, düşünceler çok etkili. Sahneler çok samimi.
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler