Her dergi ve gazetenin puanlama sistemi farklı olduğu için, Beyazperde, puanları 0.5 - 5 yıldız üzerinden, kendi barometresine göre vermiştir.
Basın Eleştirisi
Habertürk
Yazar: Mehmet Açar
Hitchcock’un “Sapık” filmine yapılan birkaç matrak göndermeyi unutmayalım. Joe hayatının uzak da olsa o filmle bir bağı olduğunun farkında. Sonuçta o, kötü adamları öldüren iyi kalpli bir sapık aslında... Yeri gelmişken, Hitchcock’un “Sapık”ta bıçak darbelerini göstermemesi gibi, Ramsay’in de çekicin bedene temas ettiği anları atladığını belirtelim. Yine de çok sert ve kanlı bir film... “Hiçbir Zaman Burada Değildin”in klasik Hollywood sinemasından alışkın olduğumuz türde “bir güçlü ve kurtarıcı erkek” hikâyesinin çok dışına çıkamadığını düşünüyorum aslında... Ama senaryo yazım tekniğini, ses bandını sevdiğim ve özellikle Lynne Ramsay’in yönetmenliğinden etkilendiğim kesin... Yeni denemelere açık seyircilere gönül rahatlığıyla öneririm.
Eleştirinin tamamı için: Habertürk
Hurriyet
Yazar: Uğur Vardan
Daha çok ‘Kevin Hakkında Konuşmalıyız’la tanınıp sevilen Lynne Ramsay’nin son filmi ‘Hiçbir Zaman Burada Değildin’ (‘You Were Never Really Here’), çok iyi başlıyor ama sonradan bildik duraklara vakit kaybederek sıradanlaşıyor. Öykü iki Paul Schrader senaryosu ‘Taksi Şoförü (‘Taxi Driver’/1976) ve ‘Ayrılan Yollar’dan (‘Hardcore’/1979) karışık tatlar taşırken bir noktadan sonra ‘Leon’a (1994) da göz kırpıyor.Ama bence filme damgasını vuran şey öncelikle nokta yönetmeninin stilize tavrı. Ramsay, gösterişli ve altı fazla çizili bir anlatıma başvuruyor. Bu üslubun içinde ana karakterin ‘flashback’ler vasıtasıyla geçmiş travmalarını sürekli hatırlatması giderek yorucu bir hal alıyor.
Eleştirinin tamamı için: Hurriyet
T24
Yazar: Atilla Dorsay
Yani son derece kişisel bir sinemasal kıvam. Keskin biçimde sofistike ve içerdiği yoğun şiddeti estetize etme çabasında bir film. Yorumunu kendinize göre yapmanız gereken, çok açık edilmemiş bir entrika. Ve de türlü-çeşitli biçimsel oyunlar. Vallahi, tüm bunlar beni çok tatmin etmedi. Doğrusu bir kez daha izleyip üzerinde düşünmeye de içim elvermedi. Hayranlıktan başı dönüp iki ödül veren 2017 Cannes şenliği jürisine ve yine filme ağzı açık bakan eleştirmen ve seyirci ekibine rağmen... Haydi, oyuncu ödülünü Joaquin Phoenix’in gerçekten başdöndürücü kompozisyonuna verenleri anlarım. Ama senaryoya da bir Altın Palmiye vermek? Konuşmaların son derece az olduğu, herkesin en lakonik biçimde, üç-beş sözcükle konuştuğu bir filme senaryo ödülü!.... İnsan şaşırıyor: acaba bizimle alay mı ettiler? Kimdi o festivalin jüri başkanı sahi?... Bu filme benden bukadar...’Sanat filmi’ meraklıları deneyebilirler.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.
Habertürk
Hitchcock’un “Sapık” filmine yapılan birkaç matrak göndermeyi unutmayalım. Joe hayatının uzak da olsa o filmle bir bağı olduğunun farkında. Sonuçta o, kötü adamları öldüren iyi kalpli bir sapık aslında... Yeri gelmişken, Hitchcock’un “Sapık”ta bıçak darbelerini göstermemesi gibi, Ramsay’in de çekicin bedene temas ettiği anları atladığını belirtelim. Yine de çok sert ve kanlı bir film... “Hiçbir Zaman Burada Değildin”in klasik Hollywood sinemasından alışkın olduğumuz türde “bir güçlü ve kurtarıcı erkek” hikâyesinin çok dışına çıkamadığını düşünüyorum aslında... Ama senaryo yazım tekniğini, ses bandını sevdiğim ve özellikle Lynne Ramsay’in yönetmenliğinden etkilendiğim kesin... Yeni denemelere açık seyircilere gönül rahatlığıyla öneririm.
Hurriyet
Daha çok ‘Kevin Hakkında Konuşmalıyız’la tanınıp sevilen Lynne Ramsay’nin son filmi ‘Hiçbir Zaman Burada Değildin’ (‘You Were Never Really Here’), çok iyi başlıyor ama sonradan bildik duraklara vakit kaybederek sıradanlaşıyor. Öykü iki Paul Schrader senaryosu ‘Taksi Şoförü (‘Taxi Driver’/1976) ve ‘Ayrılan Yollar’dan (‘Hardcore’/1979) karışık tatlar taşırken bir noktadan sonra ‘Leon’a (1994) da göz kırpıyor.Ama bence filme damgasını vuran şey öncelikle nokta yönetmeninin stilize tavrı. Ramsay, gösterişli ve altı fazla çizili bir anlatıma başvuruyor. Bu üslubun içinde ana karakterin ‘flashback’ler vasıtasıyla geçmiş travmalarını sürekli hatırlatması giderek yorucu bir hal alıyor.
T24
Yani son derece kişisel bir sinemasal kıvam. Keskin biçimde sofistike ve içerdiği yoğun şiddeti estetize etme çabasında bir film. Yorumunu kendinize göre yapmanız gereken, çok açık edilmemiş bir entrika. Ve de türlü-çeşitli biçimsel oyunlar. Vallahi, tüm bunlar beni çok tatmin etmedi. Doğrusu bir kez daha izleyip üzerinde düşünmeye de içim elvermedi. Hayranlıktan başı dönüp iki ödül veren 2017 Cannes şenliği jürisine ve yine filme ağzı açık bakan eleştirmen ve seyirci ekibine rağmen... Haydi, oyuncu ödülünü Joaquin Phoenix’in gerçekten başdöndürücü kompozisyonuna verenleri anlarım. Ama senaryoya da bir Altın Palmiye vermek? Konuşmaların son derece az olduğu, herkesin en lakonik biçimde, üç-beş sözcükle konuştuğu bir filme senaryo ödülü!.... İnsan şaşırıyor: acaba bizimle alay mı ettiler? Kimdi o festivalin jüri başkanı sahi?... Bu filme benden bukadar...’Sanat filmi’ meraklıları deneyebilirler.