Holland
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
2,5
Geçer
Holland

Lale devri çocuklarıyız biz…

Yazar: Duygu Kocabaylıoğlu

Gözlerinizi bir anlığına kapatın ve yaşadığınız ülkede kendi halinde, huzurlu bir ilçenin Hollanda'nın bir küçük örneği olduğunu hayal edin; sanki Avrupa'da, zamanın durdurulduğu ve her yanın lale bahçesi olduğu bir şehirde yaşamayı kim istemez ki?

Amazon Prime'ın orijinal filmi olarak yayına giren “Holland” (2025) da tam olarak böyle bir kurgunun merkezine oturan ve hem yerel halka hem de festival dönemi, dışarıdan gelen turistlere rüyalar alemi sunan bir kasaba adeta. Küçük bir not da düşelim Holland bölgesi Michigan eyaletinde gerçekten var olan, 30.000 küsür nüfuslu bir ilçe ve aynen filmdeki gibi Hollanda’nın yel değirmenlerini Dutch kültürüne deneyimleyebileceğiniz, insana Amerika'da olduğunu unutturup Avrupa ruhunu yaşatan bir lokasyon. Filmde yer alan en azından “Windmill Island Gardens” şehir parkı sahnelerinin bu gerçek lokasyonda çekildiğini ekleyerek, yapımın detaylarına geri dönelim…

Prime Video

İmza attığı müzik videoları nedeniyle sinema camiasından ziyade müzik sektörünün daha yakından tanıdığı bir isim olan Mimi Cave'in yönetmen koltuğuna oturduğu filmin tartışmalı senaryosu ise Andrew Sodroski'ye ait. Sodroski'yi yaratıcısı ve senaristi olduğu suç gerilimi dizisi "Manhunt"tan tanıyan seyirciler, aynı türde gezinen "Holland" filmi için de umutlarını diri tutmuş olabilirler. Maalesef senaryosundaki boşluklar, karakter motivasyonlarındaki zayıflıklar ve özellikle ilk yarısındaki ağır temposuyla Holland, beklenen suç ya da psikolojik gerilimini aktarmakta zorlanan bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.

Buna nazaran, Hollanda yel değirmenleri ve lale bahçeleri ile kurduğu pastoral dekorların yanı sıra filmin en güçlü kozu şüphesiz ki Nicole Kidman, Gael García Bernal ve yakın zamanın yükselen yıldızı Matthew Macfadyen’dan oluşan güçlü oyuncu kadrosu.

Film, 2000'lerin başında Michigan'ın Holland kasabasında yaşayan ev ekonomisi öğretmeni ve ev hanımı Nancy Vandergroot'un (Kidman) sıradan ama mutlu görünen hayatına odaklanarak başlıyor. Nancy, göz doktoru eşi Fred (Macfadyen) ve oğulları Harry (Jude Hill) ile birlikte dışarıdan kusursuz görünen bir yaşam sürmektedir. Ancak, kocasının kendisine olan sadakatinden şüphelenmeye başlamasıyla birlikte, meslektaşı Dave Delgado'nun (Bernal) da yardımıyla, eşinin bazı yalanlarını ve sakladığı olası şeyleri keşfetmeye başlar. Fakat esas keşif kendisine dair sorgulamaları ile gelecektir…

Filmin ilk yarısı, yukarıda da değindiğimiz üzere, ağır ilerleyen temposuyla izleyicinin sabrını yer yer zorluyor. Nancy'nin içsel çatışmaları ve kasabanın yüzeydeki sakinliğinin altında yatan gerilim, yeterince derinlikli işlenemiyor. Senaryo, karakterlerin harekete geçme motivasyonlarını ve aralarındaki ilişki bağlarını inandırıcı bir şekilde sunmakta yetersiz kalıyor.

Özellikle Nancy karakterinde birden fazla sorunlu dal var. Avcı iken av konumuna düşmesi ve bunu çok beceriksizce yapması, karakterin inandırıcılığını zedeliyor. Öte yandan feminist bir perspektiften bakıldığında da oldukça problemli bir tasvir var karşımızda. Kendi ayakları üzerinde duran bir birey yerine, kocasının etkisi altında olan, kendisini sorgusuzca oğlunun bu yalan kartpostalda yaşamasına adamış pasif bir figür olarak resmediliyor. Film bu manada, yine Kidman’ın başrolde olduğu ve hafızalarda yeri çok daha sağlam olan "Stepford Wives" filmini akıllara getirse de, oradaki isyanın gerçekliğini "Holland"da bulmak oldukça zor.

Matthew Macfadyen’ın tüm çabasına rağmen filmin en çarpıcı adamı olması gereken Fred de maalesef altı bomboş bırakılmış bir sosyopata dönüştürülüyor. Senaryonun tüm bu eksik gediklerine rağmen girdiği her rolün hakkını dibine kadar vermeyi başaran Gael García Bernal yine karakterini en iyi sırtlayan isim olarak, pastel bir yapaylık sunan "Holland" kasabasından sıyrılıyor. Üstelik karakterinin uğradığı ayrımcılık da cabası! Senaryo bu noktada, kusursuz gibi görünen bir yerleşkenin insanoğlunun ikiyüzlülüğü sayesinde cehenneme dönüşebileceğini vurgulamak istemiş ama bu da biraz fazla ‘parmağım kör gözüne’ duruyor…

Hal böyle olunca filmin en yetkin noktası, görüntü yönetimi ve sanat yönetmenliği gibi teknik departmanlar olarak ayrışıyor. Özellikle sanat yönetiminde Holland ilçesini ve Hollanda kültürünü resmetmek için büyük emek verilmiş, prodüksiyon tasarımının hakkını verelim. Dış mekan tasarımının yanı sıra özellikle Vandergroot ailesinin evinin iç mekan tasarımları, buralarda kullanılan ışık oyunları ya da karanlık alan tercihleri, trenli şehir maketinin detayları filmin çıtasını olumlu anlamda yükselten dokunuşlar.

Son tahlilde "Holland" filmi, tüm bu atmosferik gücüne ve yetenekli oyuncu kadrosuna rağmen, anlatısındaki eksiklikler ve temposundaki dengesizlikler nedeniyle vasatı aşmakta zorlanıyor. Görselliğiyle ve sanatsal dokusuyla dikkat çekse de, karakter inşasındaki yüzeysellik ve senaryosundaki dağınıklık filmi olması gereken noktaya taşıyamıyor. Sonuç olarak, bu pastoral tablonun ardında daha derinlikli ve güçlü bir hikâye arayanlar için Holland, eksik parçalarıyla yarım kalan bir yapboz gibi hissettiriyor.

Duygu KOCABAYLIOĞLU

Daha Fazlasını Göster