Kayıp Kız
Ortalama puan
4,0
481 Puanlama

70 Kullanıcı yorumları

5
7 Eleştiri
4
40 Eleştiri
3
13 Eleştiri
2
5 Eleştiri
1
3 Eleştiri
0
2 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
KaliteTAKİP
KaliteTAKİP

Takipçi 895 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
22 Aralık 2014 tarihinde eklendi
Öncelikle filmde inanılmaz bir akış vardı. Her sahne ayrı bir heyecan, ayrı bir aksiyon taşıyordu. Diyaloglar çok fazla olunca ve sahneler hızlı geçince biraz kafa karışıklığına sevk etse de genel olarak film gayet açık ve net, bittiğinde kafanızda soru işareti kalmıyor. Filmin aslen sonunu ortada görüyoruz,ordan sonra devam etmesi de bildiğimiz klasik, klişe filmlerden ayrılmasına neden oluyor. Çünkü diyorsun ki tamam filmi çözdüm olay buymuş ama film daha devam ediyor. Rosamund Pike'ın oyunculuğu ve özellikle konuşması, sesi harika filmi tek başına almış götürmüş . Ben Affleck de genelde oynadığı rollerden sıyrılmış bir olgunlaşmış sanki en azından birazda olsa ruh var genelde çok sırıtırdı ama bu filmde biraz daha iyi . Genel olarak filme bakarsak, dolu dolu heyecanın hız kesmediği hep bir sonraki sahneyi merak ettiğimiz bir filmdir. İyi seyirler...
Turgay Buğdacıgil
Turgay Buğdacıgil

Takipçi 2.341 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
7 Mayıs 2021 tarihinde eklendi
Senaryosunu, aynı isimli kendi romanından (2012) uyarlayarak Gillian Flynn'ın yazdığı ve yönetmen koltuğunda David Fincher'ın oturduğu “Gone Girl”, "neo -noir" gerilimin nefes kesen örneklerinden biri olarak çıkıyor karşımıza...

Haddimizi aşmak olacağını düşündüğümüz için Fincher'ın filminin teknik detaylarına hiç değinmeden doğrudan hikayesine gireceğiz...

Zaten teknik olarak "neo - noir" olduğunu belirttik...

Buna Fincher'ın sinemasında, "klasik noir" ve "neo - noir"ın önemli bir etkisi olduğunu da ekledik miydi, bizce yeterli olacaktır...

Hadi gelin başlayalım isterseniz...

Her evlilikte olduğu gibi, bir erkek dergisinde yazar olan Nick Dunne'da (Ben Affleck) on parmağında on marifet bulunan Harvard Psikoloji mezunu "Muhteşem" lakaplı karısı Amy'nin (Rosamund Pike), "Ne düşündüğünü, nasıl hissettiğini ve aslında birbirlerine ne yaptıkları ile ne yapacaklarını" bilememektedir...

Ki, galiba film için anahtar niteliğindeki sorular da bunlardır...

Neyse...

Biz devam edelim anlatmaya...

Sabahın on birinde kendini, ikiz kız kardeşi Margo "Go" Dunne (Carrie Coon) ile beraber işlettikleri "The Bar" adındaki bara atan Nick, bourbonunu yudumlamaya başlar...

Zira evliliklerinin beşinci yıl dönümünde Nick, zorlu bir kutlama akşamına hazırlamaktadır kendini...

Gerçi öncesinde Fincher bizi, çiftin tanıştıkları güne de götürür...

Derken karşı komşusu Walter'dan (Pete Housman) bir telefon gelir ve Nick, gerisin geriye evine döner...

O da ne?

Evin kapısı açık ve sevimli sarman kedileri de dışarıdadır...

Odalardan birisindeki, ciddi bir boğuşmanın yaşandığını düşündürten manzara ve Amy'nin evin hiç bir yerinde bulunmamasının üzerine derhal polis çağırmak durumunda kalınır...

Çok geçmez, Dedektif Rhonda Boney (Kim Dickens) ile fazlasıyla kıllandığı için Nick'e "süt oğlan" muamelesi yapacak olan Memur James Gilpin (Patrick Fugit, jet hızıyla damlayarak vaziyeti, bir "kayıp vakası" olarak tanımlarlar...

Karakolda sorguya alınan Nick, Dedektifin uyarısı üzerine telefonla arayarak Amy'nin annesi Marybeth (Lisa Banes) ile babası Rand Elliott'ı (David Clennon) durumdan haberdar eder...

Bu arada, öğlen yemeğinden sonra otobanda şuursuzca dolaştığı için polislerce toplanarak getirilen Nick'in bakım evindeki öfkeli babası Bill'de (Leonard Kelly-Young) aynı karakoldadır...

Babası ile Nick, karakoldan ayrılırlarken, olay yeri inceleme ekibi de Nick ile Amy'nin evlerinde araştırma yapmaktadır...

Yalnız öyle tuhaf bir şey yaşanır ki, üzerinde "İpucu Bir" yazılı bir zarf bulunur...

Ertesi sabah, 5 Temmuz'dan bu yana henüz bir gündür kayıp olan Amy için düzenlenecek olan basın toplantısına, Amy'nin New York'tan gelen ebeveynleri Marybeth ile Rand'de katılırlar...

Tekrar şu "İpucu Bir" yazılı zarfa dönecek olursak...

Nick sayesinde bunun Amy'nin evlenme yıl dönümlerindeki "define avı" fantezisi olduğu öğrenilir ve Dedektifin nezaretinde, Nick'in gönüllü ders verdiği üniversitedeki odasında hem ikincisine hem de kırmızı bir kadın külotuna ulaşılır...

Üçüncüsü de Nick'in tahmin ettiği gibi "kahverengi" olarak tanımladığı babasının evinin içindeki masanın üzerindedir...

Tabii Nick bu bilgiyi ve bulduğu zarfı Dedektiften gizler...

Fakat tam Nick'in başına gelebilecek en berbat şeylerden birisi, gönüllülerin toplandığı yardım ve arama ofisindeki kadınlardan Shawna Kelly'nin (Kathleen Rose Perkins), pişmiş kelle gibi sırıtan bir surat ifadesine sahip olan Nick ile çektirdiği fotoğrafı TV kanallarında paylaşmasıdır diyecektik

Ancak Nick'in kırmızı külot hobisi olan yirmili yaşlardaki sevgilisi Andie Fitzgerald (Emily Ratajkowski), olaya gerçekten de tüy dikecektir...

Ki, Nick öğrencisi de olan Andie'ye, Amy'den boşanacağını da söylemektedir...

Elbette flashback geçişleri aracılığıyla, Nick'in hal ve tavırlarından şüphelenen Amy'nin de bir şeylerin ters gitmekte olduğunu fark ettiğini görüyoruz...

Evsizlerin takıldığı terkedilmiş bir AVM'ye giden Dedektif ile Memur Gilpin, uyuşturucu torbacısı Jason'dan (Ricky Wood) Amy'nin küçük bir silah satınalmak istediğini öğrenirler...

Çünkü kocasının işlettiği bar ile oturdukları ev dahil her şey, evlilik sözleşmesi gereği Amy'nin üzerine olup Nick'in boşanmayı, aklının köşesinden dahi geçirememesi gerekmektedir...

Yani Nick için Amy'den kurtulmak üzere geriye tek bir yol kalmaktadır...

Özellikle de komşuları Noelle Hawthorne (Casey Wilson), Amy'nin kayboluşunun üçüncü gecesinde yapılan toplantıda sahnedeki Nick toplananlara seslenirken, Amy'nin altı haftalık hamile olduğunu haykırınca çadır, Nick adına tamamen karışıverir...

Dakika 57...

Şu ana kadar olayları, başta Memur Gilpin ve medya olmak üzere hemen herkesin suçlu olarak gördüğü Nick'in cephesinden izledik...

Şimdi sırada, yaşananların Amy'nin bakış açısı ile ele alınacağı ve akıllara takılan her türlü sorunun birer birer yanıtlanacağı ters köşe sürprizlerle dolu bomba gibi bir bölüm daha mevcut...

Bitirmeden yorumumuza ilave edeceğimiz son husus, her türlü övgüye layık muhteşem bir performans sergileyen Rosamund Pike'ın en büyük şanssızlığının, "Still Alice"de (2014) döktüren Julianne Moore karşısında "En İyi Kadın Oyuncu" kategorisinde Academy Ödülüne aday olmuş olması...

Keyifli seyirler,
Helin K.
Helin K.

Takipçi 1 değerlendirme Takip Et!

4,5
10 Ekim 2014 tarihinde eklendi
bu film tam olarak evlilik psikopatolojisinin bilinç altını cesurca ayyuka çıkarmış. cinsiyetçi yaklaştığı iddialarının tam tersine çok gerçekçi kadın cesareti, intikam alma isteği, zekası ve hırsı ile kapitalist sistemi aile olgusu politizasyonu üzerinden kurgulamış bir baş yapıt. kaçırmayın derim. beyaz perdeye sevgiler :)
rudeonerudeone
rudeonerudeone

Takipçi 1.698 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
16 Ekim 2014 tarihinde eklendi
Sezonun en beklenen filmlerinden biriydi. Önemli dallarda Akademi Ödülleri için ismi geçiyor. Fincher'ın muhteşem sinematografisinin şimdiden en nadide parçalarından biri haline geldi. Uzun süredir sağlam bir film gelsin de sinema salonunda izlesek diye bekleyen sinemaseverleri tatmin edecek "Gone Girl", artık perdede.

Kendisi de Missouri doğumlu olan yazar Gillian Flynn'in aynı adlı 2012 tarihli romanından uyarlandı film. Kitap haftalarca bestseller kaldı. Yaşadığımız zaman ile ilgili yerinde tespitleri, unutulmayacak ve çok güçlü karakterleri var. Bunlardan birini, Amy'yi, kariyerinde bu rol ile birlikte büyük bir sıçrama yapan Rosamund Pike, diğerini ise her zaman aktörlüğü tartışma konusu olmuş, son yıllarda daha çok kaliteli yönetmenliği ile gündeme gelen, popüler isim Ben Affleck canlandırıyor. Yan karakterlerde de üst düzey oyuncuların üst düzey performansları var ve belki onlar da detaylı olarak ele alınmayı hak ediyor. Ancak bu film tartışmasız olarak Nick ve Amy ile alakalı.

Kitapta muhakkak daha detaylı, ince ince yaratılıyor bu karakterler. Fakat Fincher ve ekibi de oldukça başarılı. Nick aslen bir "Missouri delikanlısı", annesinin rahatsızlığı nedeniyle New York'tan yeni evlendiği eşi ile birlikte "mahallesine" dönüyor. Çok sempatik bir karakter değil aslında. Ancak tamamen antipatik olduğunu da söylemek zor. Film boyunca yaşananlar, Nick ile ilgili düşüncelerinizi bir o yana bir bu yana savuruyor. Yakınlık duyuyor, ardından nefret ediyorsunuz, daha sonra acıyorsunuz vs. Zaten bu durumu filmin sonlarına doğru kendi ağzından da aynen bu şekilde duyabiliyoruz. Amy ise, Pike'ın efsanevi oyunculuğunun da etkisi ile kuşkusuz, tek başına birkaç filme konu olabilecek bir insan. "Amazing Amy" isimli çocuk kitapları serisinin baş kahramanı. Standartları çok yüksek biri. Muhteşem bir eğitim kariyeri var, akıllı, kültürlü, zevk sahibi. Tam bir "elit". Bir şekilde bu iki insan birbirine aşık oluyor, çok güzel bir birlikteliğe başlıyor. Ancak devamında bazı sorunlar baş gösteriyor. Global ekonomik kriz giriyor araya önce. Evlilik-para-ilişki konuları gündeme geliyor. Sonrasında bebek isteme-istememe, Nick'in farklı arayışları tercih etmesi gibi, aslında günümüzde pek çok evlilikte yaşanan sorunlardan bazılarını onlar da yaşamaya başlıyor. Zaten asıl orjinallik bu noktadan sonra ortaya çıkıyor. Amy'nin bu durumlara "tepkisi", filmin merkezini bambaşka bir noktaya çekiyor. Filmin başında tanıdığımızı sandığımız kadın, belki de sinema tarihinin en keskin geçişlerinden birini yaşıyor ve sonrasında bambaşka bir kadına dönüşüyor.

Çok belirgin hatlarla birkaç bölüme ayırabiliriz filmi. Öncelikle bir gizemi çözmeye çalışıyorsunuz. Bu kadına ne oldu? Kim, ne yaptı? Bu soruların cevabını almanızla birlikte film yaklaşık iki dakika içinde bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Sırlar açığa çıkmaya başlıyor. Bu bölümün ardından yine bambaşka frekansta, bir diğer aşamaya geçiliyor. İzlerken çok iyi anlayacaksınız. Bu aşamaların toplamı, aslında uzun sayabileceğimiz bir film oluşturuyor. Finale doğru özellikle dikkatinizi dağıtmamak ve odaklanabilmek adına biraz ekstra çaba sarf etmeniz gerekli.

Missouri-New York çatışması. Müzik kullanımı, ve Fincher'ın bilindik usta yönetmenliği. Kültürel referansların bolluğu. Merkezde etraflıca ele alınmış bir "evlilik müessesesi" çıkmazı. Kadın-erkek ilişkileri. Daha pek çok konuya değiniyor film. Herkesi, özellikle de evli olanları sanırım, oturup düşünmeye sevk ediyor adeta. Uzun muhabbetlerin konusu oluyor. Başarılı insanların elinden çıkmış bu başarılı filmi fazla geç kalmadan görmek gerekli.
Şamil Ö.
Şamil Ö.

Takipçi 171 değerlendirmeler Takip Et!

3,5
31 Ocak 2016 tarihinde eklendi
Evlilik temalı bir çok film izledim. Hemen hemen hepsinde bir evlilik nasıl başlarsa öyle gider fikri hakimdi. Evliliğin çok basit temeller üzerine kurulu olduğunu anlatan basit filmlerdi. Gone Girl tam da bu sırada diğer filmlerden ayrılıyor. Sorunların temeline iniyor ve kusursuz bir aşkın, nefretler sarmalına nasıl dönüşebileceğini anlatıyor. Film hakkında özellikle iki unsura değinmek istiyorum. Oyuncular; filmde rol alan oyuncular üst düzey bir performans sergilemiş, zaten gayet kariyerli ve başarılı isimler olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bu bizi pek şaşırtmıyor. Diğer unsur ise Kurgu/Senaryo; İşte bakın bu iki unsur bizleri oldukça çok şaşırtıyor. Dopdolu bir senaryo ve oldukça başarılı bir kurgu. Son olarak filmin erkeklere bir mesajı var :) ''Her kadın tehlikeldir, dikkat edin''
Hakan Karaduman
Hakan Karaduman

Takipçi 1 değerlendirme Takip Et!

2,0
23 Aralık 2014 tarihinde eklendi
Tam bir hayal kırıklığı. Boşuna şişirilmiş, aldığı puanları kesinlikle haketmeyen bir film. David Fincher ın adına kanıp çok büyük beklentilerle seyrederseniz film bittiğinde hayal kırıklığına uğrarsınız. Basit kurgusu ve olmayan finali ile yılın en büyük fiyaskosu diyebiliriz.
Demirtas
Demirtas

Takipçi 888 değerlendirmeler Takip Et!

2,0
3 Ağustos 2015 tarihinde eklendi
Film hakkında o kadar övgü duydum ki. İzlemeden edemedim. Ama açıkçası beklentilerimide yüksek tuttuğumdan dolayı olsa gerek filmi çok beğenmedim.
Fundalina Jolie
Fundalina Jolie

Takipçi 178 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
10 Ekim 2014 tarihinde eklendi
Öncelikle bir gerilim filmi izlemek üzere hazırlanmışken, hem bolca güldüğüm hem de alt metinleri sebebiyle üzerinde düşündüğüm bir film izledim. Temelinde kara mizah olan Gone Girl, tahmin edilemeyen entrikaları, zaman zaman düşen temposuna rağmen sonuna dek merakımızı ve ilgimizi canlı tutmayı başaran bir anlatıma sahip.
realist1526 R.
realist1526 R.

Takipçi 81 değerlendirmeler Takip Et!

2,5
17 Mart 2015 tarihinde eklendi
çok daha iyi çekilebilirmiş.merak uyandırıcı,sürükleyici,oyunculuk iyi ama ailece izlenmez
Engin Yüksel
Engin Yüksel

Takipçi 1.466 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
16 Şubat 2015 tarihinde eklendi
uzun süresine rağmen sıkılmayacağınız ve özgün senaryosuyla asla unutamayacağınız bir film 8/10
Ilknur K
Ilknur K

Takipçi 1.251 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
4 Nisan 2015 tarihinde eklendi
Tek takıldığım şey filmin ismi ve afiş. Film Gone Woman olmalı ve afişte öyle periler tarafından kaçırılmış bir kız varmış hissi uyandırmamalı.
Onun haricinde muhteşem bir film. Ben Affleck'in oyunculuğu ve diğer oyuncular tartışılmasız güzeldi. Filmdeki akış süperdi. Akıllıca bir kurgu ve sizi farklı noktaya getiren bir sonuç. spoiler: Aslında kocasının katil olmadığını ve ters köşe olduğunu biliyordum. Ancak sonunda kocasına yaşattığı psikolojik baskıyı hiç tahmin edemezdim.
volkanick
volkanick

Takipçi 683 değerlendirmeler Takip Et!

3,5
28 Aralık 2014 tarihinde eklendi
Yılın en iyi filmlerinden biri.
Belli bir yere kadar gerilim dozu yüksek filmde bir yerden sonra bazı mantıksal boşluklar olduğunu düşünsem de rosamund pike'ın temel içgüdü'deki sharon stone'dan sonra gördüğüm en psikopat sarışın performansı her şeyi unutturuyor.
The-Erinch
The-Erinch

Takipçi 217 değerlendirmeler Takip Et!

3,5
28 Aralık 2014 tarihinde eklendi
filmi ben beğendim açıkçası...film bir gidiyor bir geliyor...önce nickden nefret ederken bir anda amyde nefret ediyorsunuz...sinsi bir kızın sinsi planları....ben sıkılmadan ve sonunu bekleyerek izledim.. tabi umduğum gibi bitmedi oda ayrı.. keyifle izlenebilir.
valendom
valendom

Takipçi 130 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
9 Ekim 2015 tarihinde eklendi
bu kadar sakinlik içinde bu kadar sizi sürekleyen bir film uzun zamandır karşıma çıkmadı desem yeridir , Ben Afflek e karşı olan antipatim biraz olsun kırıldı sanırım , ancak oyunculuklarını asla tartışamam.herkes hakkını vermiş.hikaye kurgusu senaryo tam david fincher tarzında olduğu için mutluyum izlenesi güzel bir film
cemertem
cemertem

Takipçi 55 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
19 Ekim 2014 tarihinde eklendi
Kitaptan uyarlanan filmde Fincher'ın keskin zekası, yönetmenlik kalibresi ve polisiye, gizem ve gerilim gibi türlerdeki hakim gücü ortaya karışık bir şekilde birleşince güçlü bir uyarlama ve seyir zevki yüksek bir kurgu çıkıyor. Filmin odak noktasında yönetmenin parmak bastığı akıl oyunlarıyla süslediği, evliliğe ve ilişkilere dain ince dokunuşlar, toplumsal psikolojinin zirve yaptığı sahneler, etkileyici bir evlilik ve medya eleştirisi var. Film her Fincher filminde olduğu gibi atmosferinden baya güç alıyor. Öyle ki bir çok sahnede filmin içine dalıp gidilebiliyor. Yine sanat yönetiminde döktürülmüş ama akademide ödül almaya yetecek mi o tartışılır. Yine de ışık tasarımının hakkı verilmiş, harika dokunuşlar var pek çok sahnede. Oyunculuklarda Ben Affleck iyiydi ama Rosamund Pike‘ın oyunculuğunun bahsini etmezsek büyük haksızlık olur. İzlenmesi gereken bir karakter tiplemesi mevcut kesinlikle. Filmin soğuk ve tedirgin atmosferinin oluşmasında Rosamund Pike’ın gösterdiği etkileyici karakter oyunculuğu onu Akademi ödüllerine kavuşturabilir. Yönetmenlik anlamında ek olarak söylemek isterim ki Fincher oldukça cesur yaklaşımlarda bulunmuş bu sefer. Film, gerilim müzikleri (müzikleri pek beğenemedim zayıf kalmış) ve karamsar ışıklarla dedektif hikayesine, polisiye etkisine ve psikolojik dramdan toplumsal psikolojiye evrilerek seyirciyle bütünleşiyor. Fakat filmin ilk yarısı ikinci yarısına oranla daha sönük kalıyor. Filmin kurgusunda Amy'nin (Rosamund Pike'ın canlandırdığı karakter) günlüklerinden, cümlelerinden yararlanılıyor, hikaye anlatımına daha akıcı bir hava katıyor. Senaryonun artılarından biri mükemmel bir monolog olan "cool girl" monoloğunda saklıydı. Fincher'in kesinlikle en iyi yönetmenlik performansı değil bana göre bu film. Çok daha iyilerini gördük. Yönetmenlik anlamında Seven ve Fight Clup da özellikle biçimci bir yönetmen olara kabul görüldü. Zodiac ise Fincher'ın yönetmenlik bakışının, üslubunun değiştiği ilk filmdir. Biçimcilikten, hikaye anlatıcılığına geçiş yapmıştır. Ama tabi bu komple bir vazgeçiş de değil altını çizelim. Çünkü her filminde bu biçimci üslubu hissettirir yönetmen. Fincher'ın sinema için bilhassa ana akım sinema için favori yönetmenlerden biri olduğunu ve ciddi hayran kitlesine sahip olduğuna dahası filmografisinin tamamının da iyi filmlerden oluştuğunu savunan çok insan var. Buna rağmen şahsen ben de Fincher'ı çok sevsem de sıralamaya bu filmini aldığım da en iyi 3 listesine koyamayacağımı düşünüyorum. Bunun sebebi de aslında çok açık. Kuşkusuz Fincher seferinde bambaşka senaristlerle çalışıyor. Üstelik bu filminde daha önce senaryosu olmayan, sadece kitabın yazarı ünvanını elinde bulunduran birine teslim edilmiş, kötü mü olmuş kuşkusuz hayır ama daha iyi dokunabilecek senaristler de yok değildi. Dolayısıyla Aaron Sorkin, Andrew Kevin Walker, James Vanderbilt ve Uhls gibi senaristler Fincher’ın filmlerini bambaşka diyarlara güçlü bir şekilde savururken, Eric Roth, David Koepp, David Giler ve Steven Zaillan gibi senaristlerde daha geleneksel senaryolarla hollywoodvari işlerle Fincher'ın yerinde sabit durmasına neden oldular. Zodiac ile unutulmaz bir polisiye ve bilmece başyapıtına imza atmasına rağmen Fight Club ve Seven kadar hak ettiği değeri görememişti. Umarım bu filmi de en az Social Network kadar ilgi görür yönetmenin. İzleyin ve izlettirin diyorum. 8/10
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler