Metin Erksan’ın 1965 yapımı Sevmek Zamanı, Türk sinema tarihinde bir dönüm noktasıdır. Hem estetik hem de tematik açıdan dönemin diğer filmlerinden ayrışan bu eser, bir adamın bir kadın portresine duyduğu aşkı anlatır. Ancak bu aşk, alışılagelmiş bir duygu yoğunluğundan çok, soyut bir tutkuyu ve insanın algı sınırlarını zorlayan bir bağlılığı temsil eder.
Portreye Duyulan Aşk
Film, adanın melankolik atmosferinde yaşayan boyacı Halil’in (Müşfik Kenter), çalıştığı evin duvarında asılı bir kadın portresine aşık olmasıyla başlar. Halil’in bu aşırı idealize edilmiş aşkı, portrenin sahibi Meral (Sema Özcan) ile yüz yüze gelince beklenmedik bir çatışma doğurur. Meral, Halil’in kendisine değil, yalnızca portresine aşık olduğunu öğrendiğinde, bu durum hem trajik hem de büyüleyici bir hal alır.
Halil’in portreye olan aşkı, maddi dünyadan kopuk bir “idea” arayışıdır. Bu aşk, insan ilişkilerinin kusurlarıyla çatışırken, Sevmek Zamanı metafizik bir sorgulamaya dönüşür. Bu, Erksan’ın, insan doğasını ve aşkın soyutlanmış hallerini irdeleyen bir yaklaşımıdır.
Estetik Bir Devrim: Görsellik ve Yönetmenlik
Sevmek Zamanı, yalnızca hikayesiyle değil, görsel anlatımıyla da Türk sinemasının o dönemdeki anlayışına meydan okur. Erksan, siyah-beyaz sinemanın sınırlarını estetik bir şekilde zorlar. Film boyunca, ada manzaralarının melankolisi ve suyun sürekli tekrar eden görüntüsü, karakterlerin ruh hallerini yansıtan bir metafor olarak kullanılır.
Erksan, ışık-gölge oyunlarıyla Bergman ve Tarkovsky gibi ustalara selam çakar. Görüntü yönetmeni Mengü Yeğin’in kadrajları, karakterlerin yalnızlık ve içsel çatışmalarını adeta tuvale işler. Erksan’ın tercih ettiği statik planlar, izleyiciyi hem bir tabloya bakar gibi hissettirir hem de hikayenin durağanlığını ve kaçınılmazlığını vurgular.
Metin Erksan’ın Filmografisinde Yeri
Metin Erksan, Türk sinemasında anlatısal ve estetik sınırları zorlayan bir yönetmen olarak bilinir. Susuz Yaz (1964), toplumsal gerçekçiliği ve Anadolu’nun sert dokusunu ustalıkla işlerken, Sevmek Zamanı, soyut bir duyguyu ve bireysel bir trajediyi ele alır.
Bu iki film arasındaki fark, Erksan’ın anlatım araçlarını ne kadar çeşitlendirebildiğini gösterir. Susuz Yaz, köy hayatının toplumsal dinamiklerini ve su mülkiyeti üzerinden sınıfsal çatışmayı işlerken, Sevmek Zamanı, modern şehir insanının içsel çatışmalarına yönelir. Bir anlamda, Erksan, toplumsal gerçekçilikten bireysel psikolojiye geçiş yapar.
Acı Hayat ve Kuyu gibi filmlerindeki şiddetli duygusal çarpışmalar, Sevmek Zamanı’nda yerini dingin ve meditatif bir atmosfere bırakır. Ancak, bu dinginlik aldatıcıdır; Halil ve Meral’in arasında geçen diyaloglar, duygusal bir fırtınayı alttan alta hissettirir.
Türk Sinemasında Sevmek Zamanı
Türk sineması 1960’larda melodramlarla ve Yeşilçam’ın belirli kalıplarıyla anılırken, Sevmek Zamanı, bu akımı kökünden sarsar. Film, ticari sinemanın beklentilerine uymayan yapısıyla başlarda geniş bir izleyici kitlesine ulaşamasa da, günümüzde kült statüsüne kavuşmuştur.
Erksan’ın sanatsal vizyonu, filmdeki her kareye işlenmiştir. Bu, onun dönemin sinema anlayışına meydan okuduğunun bir göstergesidir. Bir anlamda, Sevmek Zamanı, Türk sinemasının “bağımsız film” kategorisine yakın duran ilk örneklerinden biridir.
Film, modernizm ve minimalizmin izlerini taşır. Dönemin melodramlarına kıyasla, aşka bakışı oldukça felsefidir. Bu da onu, yalnızca Türk sineması içinde değil, dünya sineması bağlamında da önemli kılar.
Aşkın Ötesinde: Zaman ve Mekan
Sevmek Zamanı, aşkın fiziksel ve maddi bağlardan kopmuş bir haliyle ilgilenir. Erksan, bu hikaye üzerinden zamana ve mekana olan bağlılığı sorgular. Halil’in aşkı, yalnızca geçmişte asılı kalmış bir anı idealize etmek değil, aynı zamanda bu idealin bozulmasını reddetmektir.
Film, adeta izleyiciyi bir rüyaya sürükler. Karakterlerin diyalogları, gerçek dünyadan çok bir tiyatro sahnesine aittir. Bu teatral anlatım, filmi klasik melodramların klişelerinden uzaklaştırır ve onu sinemanın bir sanat formu olarak öne çıkarır.
Son
Sevmek Zamanı, Türk sinemasının cesur ve sıra dışı bir örneğidir. Her izleyişte yeni bir anlam katmanı açan, görselliğiyle büyüleyen ve felsefi alt metinleriyle düşündüren bu film, Metin Erksan’ın sanatçılığının zirvesidir. Aşkı bir portrede, bir idealde ve bir insanın derinliklerinde arayanlar için vazgeçilmez bir eserdir. Türk sinemasında her zaman yerini koruyacak olan bu başyapıt, yalnızca bir film değil, sinema tarihine kazınmış bir şiirdir.