En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
rudeonerudeone
Takipçi
1.698 değerlendirmeler
Takip Et!
3,0
20 Kasım 2014 tarihinde eklendi
Kariyerinde "başyapıt" seviyesinde eserler bulunan pek sevdiğimiz Luc Besson, son yıllarda nicelik olarak tatmin edici ancak nitelik olarak ne yazık ki aynı şeyi söyleyemeyeceğimiz işlere imza attı. Son filmi "Lucy"de başrol Johansson başta olmak üzere üst düzey bir kadro kurmuş yine. En bilinen imzalarından olan çekim tekniklerini ilk saniyeden itibaren eksiksiz görüyorsunuz. Film kendini izleten, ancak akıllarda çok da yer etmeyecek türden. İnsanın beyninin % 100'ü kullanabilmesi durumu uzun yıllardır bilim çevrelerinde de tartışılan bir konu. Burada da bu konunun bilim-kurgu penceresinden yorumuna şahit oluyorsunuz. Finale doğru tempo biraz artsa da, hikaye akışı, karakterler, senaryo, oyunculuk ve daha pek çok temel unsur olarak baktığımızda, "Lucy"nin yeterli seviyede olmadığını düşünüyorum. Yolculuk sırasında izlersiniz ya vakit geçirmelik bir şeyler, o seviyeden pek de öteye gidemiyor. Aslında derin sularda yüzme çabası yok değil. Ancak oluşturduğu altyapı yeterince sağlam değil. İnsanın, hayatın, evrenin gizemleri. Neden varız? Ne amaçla yaşıyoruz? Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Bunlar gerçekten öyle eften püften sorular değil. Film bir yandan bu soruları omuzlarına alıp taşımaya çalışıyor. Ancak basit diyebileceğimiz bir aksiyon filmi bu ve bahsettiğimiz yük omuzlarına ağır geliyor.
Sonda söyleyeceğim şeyi başta yazıyım süresi bence kısa olmuş;böyle detaylı bir konuyu en azından 2 saatlik bir filmde anlatmalılardı,bazı aksiyon sahneleri biraz abartılı bunlar eksi yönleri artılarına gelirsek değişik ve sizi saran bir konu,aksiyon sahneleri ve çekimler diyebilirim eğer insanın beynini kullanılması konusu daha detaylı anlatılsaydı kanımca daha iyi bir film olurdu...
Öncelikle filmin konusunun özgün olmaması zaten bir soğukluk yarattı. İzlerken sürekli aklıma gelen ilk akla gelen örneklerinden olan ''Limetless'' filminin daha iyi olduğuydu. Filmi izlerken sürekli olarak yayın akışının kesilip beyin kapasitesi yüzdelerini görüyor olmamız bir süre sonra iyice filmden kopartan bir hâl almaya başlıyor. Konuyla alakalı ama akışı kesen ara ara görüntülerle de film bütünleştirilmeye çalışılmış ama pek başarılı olunduğunu söyleyemeyeceğim. Filme felsefi bir bakış açısı da yerleştirerek biz seyircileri düşündürmek istenilmiş fakat bizi biz yapan değerleri, insan olmanın ne demek olduğunu vs. gibi konulara değinilmiş fakat filmin felsefi yönü o aksiyon içerisinde kayboluyor yani hem düşündürürken hemde heyecan katalım mantığıyla gidilmiş fakat ikisi birlikte pekte uyuşmamış. Filmde mantık hataları da yok değildi elle tutulur, çok gereksiz mantık hataları vardı yorumun spoiler içermemesi için bu konuda detay vermeyeceğim zaten izleyince neyden bahsettiğimi anlayacağınızı düşünüyorum ama şunu söylemeden bitirmek istemedim filmin finalindeki açıklama gerçekten filmin büyüsünü kaçırıyor inançlı birisinin tek diyeceği laf.. yok artık lebron james olurdu :) Oyuncu kalitesinden bahsetmeden olmaz diyelim v... Scarlett Johansson harikaydı, başından sonuna kadar oyunculuğunu konuşturmuş gerçekten çok başarılıydı. Morgan Freeman'nın oyunculuğu üstlendiği karakter gereği pekte mühim değildi, zaten onu bu tür rollerde görmek artık âşinalık yarattı. Görsel olarak da başarılıydı diyebilirim, filmin bu konuda eksiği olmaması beni sevindirdi. Çok merak ediyorsanız Sinema'da izlenebilir ama yinede Sinema'da izlemezseniz üzülmeyin çok orta karar bir yapım bence. İyi seyirler.
Beklentilerimi yüksek tutup izlediğim bir film olmuştu Lucy. Belkide o yüzden biraz hayal kırıklığı yaşadım ama yine de film için kötü diyemem. Gayet izlenir bir film. Ama yine de konuya bakınca ortaya çok daha iyi bir film çıkabilirmiş diye düşünüyorum.
Üç büyük oyuncu ve bir zamanların fenomen yönetmenine rağmen orta seviye bir film. Filmin felsefik ve bilimsel altyapısına önem verilmiş.Bu görev daha çok prof.norman karakterine yüklenmiş.Belgesel seslendirmelerine alışık olan Morgan Freeman'ın rolüne fazla inandırıcılık katabildiğini düşünmüyorum.Rolden çok anlatıcılık yapmış gibi geldi bana. Leon'dan sonra düşüşe geçen yönetmenin kendi açımdan beklentilerin altında kaldığı bir film.
Öncelikle, eğer Brick Mansions eleştirisinin başını hatırlarsak eğer, Luc Beeson'dan bahsetmiştim. Son zamanlarda bir sürü filmin yapımcısı olarak karşımıza çıktı ve onlar da pek de iyi filmler olmadığı için "aman be, Luc Beeson yapımcıysa ne yapalım?" der olduk. Şimdi ise Lucy isimli yeni filminde yönetmen olarak karşımıza çıkıyor. Gerçi yönetmen olarak Luc'u görünce biraz beklentilerimiz düştü. Halbuki bu adam The Fifth Element veya Leon gibi dönemine damga vurmuş filmlerin yönetmeniydi.
Yine de bir şans verdik ve pişman pek olmadık. Beeson, başarılı bir filme imza atmış. Filmi başarısız bulanların filmden bekledikleri şey ise hiç durmayan aksiyon ve Lucy'nin beyninin %100'ünü kullanmaya başladığında ortaya müthiş bir şeyin çıkmasıydı. Bence filmin aksiyonu da, mantığı da yerinde sayılır. Pardon, mantığı bazı yerlerde doğru fakat sonuçta bu uçuk bir film. Her şey mantıklı değil bu filmde. Buna Lucy ve polis memuru Pierre Del Rio'nun hastaneye acele ile gittiği araba sahnesi tam da yerinde bir örnek olur. Yani her şeyde de mantık aranmaz, eğlenmene bakacaksın biraz. Film de aslında konusu bir yana sürükleyici ve eğlendirici.
Bu arada filmin konusunu söyleyeyim: Lucy (Scarlett Johansson), Richard (Pilou Asbæk) ile 1 haftadır birliktedir. Richard, ondan Bay Jang'e (Min-sik Choi) elindeki çantayı götürmesini söyler. Lucy, çantayı götürürken bunun bir tuzak olduğu ortaya çıkar ve çantanın içinde mavi bir uyuşturucu olduğu ortaya çıkar. Bay Jang, uyuşturucu paketlerinden birisini Lucy'nin karnına yerleştirir fakat bir süre sonra uyuşturucu sızdırmaya başlar. Bu Lucy'nin beyin kapasitesinin artmasına neden olur. Beyin kapasitesi her dakikada artmaya devam etmektedir ve bu Lucy'ye güçler kazandırır.
Scarlett Johansson, iyi ve doğal bir biçimde oynamış, performansı akılda kalıcı bir biçimde. Morgan Freeman ise, filmde az gözüken bir yan karakter. Fazla büyütülecek bir yanı yok. Yine de filme bir şeyler kazandırmış Freeman. Bunun dışında Oldboy gibi Kore filmlerinden tanıdğımız Min-sik Choi, iyi bir kötü adam olmuş filmde. İngilizce değil de kendi dilinde konuşması ise onu daha bir etkileyici yapmış.
Lucy'yi aslında başka filmlere benzetebilirsiniz, özellikle de Limitless'a. Yani ben bu konuyu biliyorum demenize gerek yok. Limitless ve Lucy apayrı iki film. Limitless daha gerçekçi bir şekilde ilerlerken Lucy daha bir fantastik.
Lucy, etkileyici ve birazcık kısa bir film. (85 dakika) Filmin kötü yanlarına girebilir bu. Kötü yanları demişken onları da söyleyeyim: Filmde anlatılan evrenin sırları vb. sorular biraz havada kalıyor. Film yavaş başlayarak konuya biraz adapte olmamızı sağlıyor fakat 2. yarı çok hızlı ve enerjik geçtiği için bir yandan bitmesin istiyoruz ama biraz çabuk bitiyor.
İyi yanları ise: Sürükleyici ve başarılı bir film olmuş kötü yanlarının aksine. Konu ve aksiyon tatmin edici, uçuk ama bu yüzden de eğlenceli işte.
Lucy, türünün hayranlarını, aksiyon sevenleri veya Luc Beeson hayranlarını bile az bile olsa tatmin edebilecek bir yapım. Ben şahsen sevdim filmi. Zaman geçirmek için de ideal bence. Tavsiye ederim. 3.5/5
filmin senaryosu zekice düşünülmüş.hatta ilk başlarda film ilginç ve sürükleyiciydi ama sonraları film batmaya başladı sonu ise çok kötü bitti.filmde birçok mantık hatası var;yok insan maymundan türedi yok beyninin 100 de 100 ü kullanılınca ruh moduna geçiliyo madem ruhu inkar etmiyosun o zaman yaratılmışlığıda inkar etme!neden evrim teorisini destekliyosun?neyse bilimkurgu filmi olarak daha iyi olabilirdi.10/6
Seyir zevki yüksek ilgi çekici ve sıkmadan izleten bi film ama içine girip düşündüğünüzde alt metinde verdiği mesajlar korkunç diyebileceğim bir boyutta. Tüm saçmalıklarını geçtim finalde bir Tanrı edasına bürünmesi ve bunu büyük bir ciddiyetle yapması filmi benim açımdan düşürdü. Zira bu sonuca bi uyuşturucu ile değilde felsefik bi altyapıyla ulaşmış olsa hadi neyse diyecem ama bu haliyle yeterli değil yine de keyifli bir film izlemek isteyenlere tavsiye edilir
(...) Bir zamanların usta yönetmenlerinden biri olan fakat son yıllardaki işleriyle vasatın üstüne çıkamayan Luc Besson'un yeni projesi Lucy, iddialı ve ilginç bir konuyu öylesine harcıyor maalesef. Oyuncularından ve aksiyon sekanslarından güç alan filmin en büyük problemi bilimsel bir tutarlılığı olmayan fantastik hikayesini ciddiye alması. Lakin bunu düşünmeden izler ve Lucy'yi bir mutant olarak kabullenip sadece arabalı kovalamacalar ile çatışma sahnelerine odaklanırsanız en azından vaktinizi keyifli geçirebilirsiniz. Zira Besson'un önemli meseleleri nasıl kötü bir şekilde ele aldığını kafanıza takarsanız filmi kendi adınıza çekilmez kılabilirsiniz. Son tahlilde Lucy'yi, beynimizin %1'ini dahi kullanmadan, sadece fazla boş zamanımızı bol kepçe vurdu-kırdı ile doldurmak için izleyebileceğimiz boş bir aksiyon olarak unutabiliriz.
“Zaman, tek geçerli ölçü birimidir” diyor Luc Besson, uzun zaman sonra döndüğü bilim kurgu evrenindeki denemesi Lucy’nin temelinde. Gerçi bunu diyebilmek için kılı kırk yarıyor, teorisinin dahi akla uygun olma ihtimali (bilimin şimdiki haliyle) söz konusu olamayacak bir konuyu deşiyor. Bir internet fenomeni olarak dolaşan “beynin yüzdelik kullanımı” sözde-teorisini duyduğu anda heyecanlanan fakat bunun bilimsel hiçbir temeli olmadığını da bildiğini belirten Besson, her şeye rağmen bu konunun sinemada işlenmeye değer bir çekiciliğe sahip olduğunu söyleyerek daktilosunun başına geçiyor (bu cümle hiciv amaçlı kurmaca olarak algılanmasın, tamamen yönetmenin kendi anlattıklarının yansıması).
Değişik bir senaryo. Beynimizin yüzde yüzünü kullanırsak neler olurdu sorusunun cevabı aranıyor. Oyunculuklar güzel.Scarlett Johansson güzel bir oyunculuk sergilemiş. Ben beynimizin yüzde yüzünü insanlık yararına kullanılmasından yanayım. Uyuşturucu kimyasallar olmadan beynimizin tümünü insanlığın faydasına olacak bir şekilde, yaşabilir güzel bir dünya yaratmak için kullanmalıyız.
Lucy filmine Luc Besson'u bilerek bakış yapmak irdelemek lazım. Luc Besson Avrupa sinemasının Fransız ekolünün medarı iftiharı. Kendine özgü uslubu ile aksiyon filmin içine durağan "belgesel" akışkan bilgi suptiminal/bilinçaltı darwinizm vs ile bir değişik film oluşturmuş. Film'in senaryosunun 20 sene önce Luc Besson tarafından ana hatları çizilsede, çekebilmek için sinema tekniğinin ve kendisinin olgunlaşmasını beklemiş adeta. İlk olarak Angelie Jolie adı geçmişti yanılmıyorsam ama Natalie Portman ile görüştüğünde tamam demiş Luc abimiz budur. Senaryo birebir olmasada çok benzer filmlerden önce yazılsada bazılarının gilgesinde kalmak zorunda çekim ve yayınlanma tarihi esasına dayanarak. Ehh bizde bir söz vardır "atı alan üsküdarı geçti" . Komedi unsurlarıyla aksiyon ve bilim kurgu ve belgesel karışımını harmanlayayım derken biraz allak bullak oluyorsunuz izlerken. Ama Luc Besson 'un eleştirideki mihenk taşı olmuş kült filmlerini izleyip o gözle bakarsanız ki Amerikan vari HollyWood ekolü değilde Avrupa sinemasının Fransız ekolü komedimsi eski Fransız filmlerini anımsatan şapşallığıyla komik polis leri anlayabilirsiniz. Yıllar önce film çekiminde( beşinci element) kaldığı oteli ayırtan ve mekan için TaiPei de karar kılan ve uzakdoğu'nun uyuşturucu üretim ve dağıtım yeri olduğunu vurgulayan Luc Besson film içinde mesajlarına kendisince yorumlarıyla eleştiriler göndermeler yapmaya çalışmış. Aslında çok anlatacak şey var ama sadece LUCY HERYERDE ;) diyor ve izlenir bir film olmuş, keşke Luc besson abimiz bir kült film daha yapsaydı beklentimize önümüzdeki filmlerden beklemeye devam edeceğiz... 10/7
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.