Ortalama puan
3,4
366 Puanlama
Gir Kanıma hakkında görüşlerin ?
4,0
14 Mart 2011 tarihinde eklendi
farklı bir film.son dönemde gençler arasında çığ gibi büyüyen bir ilgi gören vampir filmlerine bambaşka bir bakış.isveçin soğuğu,karı,ıssızlığı içinde kıpkırmızı bir film.sanırım ilk olarak çocuk oyunculardan bahsetmek gerekir.özellikle de lina leandersson.film çekildiğinde 13 yaşlarında,fakat o vampir performansı bana göre türle ilgili en az 10 film izlemek ve 5 kitap okumakla anca ortaya konabilir.o yaşında bu kız çocuğu nasıl bu kadar inandırıcı,yaşayarak bürünmüş vampir rolüne,hayran olunacak cinsten.aksiyon niyetiyle izleyenler beğenmez,pişman olur.twilight geliyor artık herkesin aklına "vampir" dendiği zaman.fakat böyle daha enteresan filmler de çıkabiliyormuş demek ki.iki çocuk arasındaki sıradışı ilişki bana göre gayet başarılı yansıtılmış.fantastik bir konu olmasına rağmen yapmacık duran,saçma gelen bir durum yok.sanki günlük hayatın içinde gerçekleşen olaylar.kesinlikle bir "ergen" filmi değil.hatta daha çok yetişkinlere hitap ediyor.ergenler edward ve bellayı izlemeye devam edebilir yani.ara sıra böyle farklı filmler iyi geliyor.önerebilirim.bir kaybınız olmaz.
4,0
18 Mayıs 2009 tarihinde eklendi
Film başarılı idi. Aldığı puanı haketcek aman aman bir film değildi ama oyuncular oldukça iyi ve işleniş mükemmeldi. 10/7
4,5
30 Mart 2009 tarihinde eklendi
Klişe bir konu muhteşem bir şekilde farklıca işlenmiş.İzlediğim en özgün vampir filmiydi sanırım.Kesinlikle geçtiğimiz yılın en iyi filmlerinden.Aynı zamanda çok ama çok etkileyici.9/10
3,5
7 Nisan 2011 tarihinde eklendi
ok farkl ve baarl bir film olmu gir kanma.Vampir hikayesinin yanna ak ok ustaca serpitirilmi.sve in o souk iklimi filmin gerilim koluna da ayr bir etki yapm.7.5/10
4,0
10 Ocak 2021 tarihinde eklendi
Senaryosunu aynı isimli kendi romanından (2004) uyarlayarak John Ajvide Lindqvist’in yazdığı “Låt den rätte komma in / Let the Right One In”, Tomas Alfredson’un yönetmen koltuğunda oturduğu romantik bir gerilim filmi…

Yıl 1982…

Stockholm’ün kenar mahallelerinden Blackeberg’deki, annesi Yvonne (Karin Bergquist) ile birlikte yaşadığı evlerinin penceresinden gecenin karanlığında dışarıyı gözleyen 12 yaşındaki Oskar (Kåre Hedebrant):

İsminin Eli (oynayan Lina Leandersson seslendiren Elif Ceylan) olduğunu daha sonra öğreneceği kendi yaşlarındaki bir kız ve babası olabileceğini düşündüğü Håkan’ın (Per Ragnar) az bir eşya ile yan kapı komşusu olarak oturdukları binaya taşınışlarını seyreder…

Bir süre sonra her seferinde, itinayla çantasını toplayan aynı Håkan’ın, soğukkanlılıkla cinayet işlemesinin yanı sıra sanki “kan bankasıymışçasına” öldürdüğü insanların kanlarını bidona dolduran biri olduğunu da görürüz…

Elbette mevzuya tam vakıf olamadığımız için de ne olup bittiğini bir türlü anlayıp anlamlandıramayız…

Bunun için biraz daha sabretmemiz gerekecek…

Neyse…

Pek arkadaşı bulunmayan Oskar, akşamları evlerinin önünde kendi kendine takılarak vakit geçirmektedir…

O akşam da elindeki bıçakla, tam da bir ağaçla sert bir sohbete koyulmuşken, o kışta kıyamette üzerinde kolları kıvrılmış bir gömlek bulunan Eli tarafından izlendiğini fark eder…

Bu ilk karşılaşmalarıdır…

İkincisinde Oskar, elindeki Rubik küpünü oynaması için Eli’ye ödünç verir…

Bir gece evinin balkonundaki Gösta’nın (Karl-Robert Lindgren) dehşet içinde tanık olduğu bir başka kanlı cinayet daha yaşanır…

Ama biz, aradan geçen bunca zamana rağmen filmi izleme fırsatı bulamamış olanların ağızlarının tadını kaçırmamak adına bu olayın ve sonrasında yaşananların ayrıntılarına girmeyeceğiz…

Ertesi sabah okula gitmek üzere dışarıya çıkan Oskar, Rubik küpü tamamlanmış olarak buluşma yerlerinde bulur…

İki ufaklık akşama yine bir araya gelirler…

Eli bu kez kısa kollu giyinmiştir…

Bu arada Oskar’ın başı sınıf arkadaşı Conny (Patrik Rydmark) ve onunla beraber takılan diğer iki ergenle fena halde derttedir…

Okul çıkışı sopa yemiştir…

Ancak annesine, yüzündeki çiziğin teneffüste koşarken düşmesi nedeniyle oluştuğunu söyler…

Eli’de Oskar’ın yüzündeki yarayı görür ve bir daha ki sefere, pasif davranmak yerine kendisine saldıranlara sert karşılık vermesini öğütler…

Hatta kendisi de yardımcı olma sözü verir Oskar’a…

Bu “sözü” filmin sonuna kadar aklınızın bir köşesinde tutmanızı salık veririz…

Derken ilişkileri aşka dönüşmeye başlayan Oskar ile Eli, evlerinin duvarlarında “Mors alfabesini” kullanarak haberleşmeye başlarlar…

Fakat halen Oskar, Eli’nin gerçek kimliğinden haberdar değildir…

Tabii biz de açıklamayacağız…

Üstelik de 114 dakikalık filmin henüz ilk 40 dakikalık bölümündeyken….

Şu ana kadar sadece ana karakterleri tanıtmış olduk…

Artık 4 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilmiş olan bu sevimli filmin gerisi tamamen sizlerde…

Keyifli seyirler…
4,5
11 Ocak 2010 tarihinde eklendi
Bazı yorumlar çok komik gerçekten x) Alacakaranlık ın kitlesi belli..kitabını okuyanlar ve ergen gençler..Ama bu filmde gerçekten bir sanat var..Neyle neyi karşılaştırdığınıza dikkat edin derim..
4,5
21 Ekim 2010 tarihinde eklendi
uğur tazegül........tolga_taze24@hotmail.comfilm hakkındaki yorumumskandinav sinemasının kendine has bir tadı vardır. O buzlu diyarlardan çıkmış filmlerin lezzeti, bizim bildiğimiz ılık, güneşli ve nem kokulu Hollywood'unkilere benzemez. Kimilerine fazla soğuk ve mesafeli gelse de, İskandinavya'nın bağrından kopan sinemanın ağzımızdaki kötü tadı almaya çalışan soslara, baharatlara, renk renk şekerlemelere ihtiyacı yoktur. İklimi kadar içimizi titreten bu filmler, Thomas Mann hikayeleri ile benzer bir his uyandırır içimizde: Vahşice ruhumuzu saran ve bizi dev bir uçurumdan aşağı sallayan, sadeliğin ve duruluğun varoluşsal gücüdür ya da kötülüğün şeffaflığı.Tomas Alfredsonun, romanın yazarı John Ajvide Lindqvist ile birlikte yönettiği Let the Right One In, bahsettiğimiz bu duygulara aç izleyicinin iştahını doyuracak mükemmel bir İskandinav sineması örneği. İsveç yapımı bu düşük bütçeli film, aynı zamanda, uzun zamandır sulandırılan vampir külliyatına hayat veren bir can damarı olarak da korku severlerin ilgisini cezbedecek.Çocukluğun o soğuk ayazlarında kendilerini ve birbirlerini tanımaya çalışan Oskar ve Eli'nin dostlukları, Elinin sakladığı sırrını öğrenmemizle içimizi daha da yakarken, öykü derinden Hansel ve Grateli anımsatacak bize. Karlarla kaplı bir cehennemin ortasında yalnız bırakılmış, sessizliği ile konuşmaya çalışan bu iki küçük ruh el ele tutuşarak yaşama karşı durmayı seçmekte. Birinin diğerine göre fazla gün görmüş, yaşlı ve yorgun olması, diğerinin ise ona göre fazla masum ve güçsüz kalması önemli değil; tıpkı birinin aç kaldığı sürece kan kokusundan başı dönen bir vampir, diğerinin kırılgan bir insan olmasının önemi olmadığı gibi. Karların tüm izleri ? ve evet sırları- kapattığı dünya denilen bu ormanda onlar, yollarını bulmaya çalışan o gotik masalın çocukları.Folklorik özellikleri ile de dikkat çeken Let The right One In, ismini bir vampirin davet almadan içeri girememesinden alması gibi, ayrıntılarını vampir mitolojisinin incelikleri ile pekiştirerek, türden hoşlananlar için de özgün bir seyir sunmakta. Vampiri bir etiket olarak kullanan gençlik melodramlarının aksine, Let the Right One In türün kodlarını trajik kahraman kavramı ile birleştiren bir korku-drama. Dolayısıyla filme, Recte olduğu gibi korkudan hoplamak için gidilmeyeceğini hemen söyleyelim. Türkçe adıyla Gir Kanıma olan film, bizi her daim tekinsiz alanlar ve acımasız hayvansılıkla başbaşa bırakan ama dramatik yönü çok daha ağır basan bir korku masalı. Çocukluğun o gizemli dünyasında geçen bir insan doğası hikayesi olan Let The Right One In, bu yönüyle tuhaf bir biçimde Ingmar Bergmanın Kurtların Saati (Vargtimmen) filmini anımsatmakta. Aynı memleketin insanları olmakla mı alakalıdır bilinmez ama, Anderson ve Lindqvistin kaybettiğimiz bu sinema ustasının yolunu arşınladıkları belli.Oskar ve Eli kadar, Eliye bakan ve onun hayatını idame ettiren baba figürüyle de ürkütücü yanını katmanlayan Let the Right One In, melankoli ihtiyacımızı doyuran, ama sahip olduğu şiddet ile de gerçekçi bir hal alan bir kara romantizm örneği. Sanki Bergman ve Kubrick el ele verip gotik bir halk masalını İsveçe uyarlamışlar ve bunda Kieslowskinin yardımını almışlar gibi. Sinemada korkunun lirizmi varsa, onu en iyi temsil eden Let the Right One Inden başkası olamaz.Festivallerden ödüllerle dönen, şimdiden kendi hayran kitlesini yaratan 2008 yılının bu mütevazı başyapıtı, son iki yılın değil, 2000lerin en iyi vampir filmi. İskandinavyaya özgü zamansallıkta akan beyaza düşmüş kan, sizi bulacak ve kanınıza karışacak. Let the Right One In'in ruhunuzu ele geçirmesinden memnun olacaksınız.
4,0
28 Ağustos 2009 tarihinde eklendi
nerdeyse hiçbir klişeyi bünyesinde barındırmadığı gibi;hayatımda izlemiş olduğum tek sanatsal vampir filmi de diyebilirim. stilize sahneleri ve sıradışı öyküsüyle izleyiciyi büyülüyor adeta. amerika bu filmi de remake yapacakmış,vakit kaybetmeden orijinalini bir izleyin derim..
3,5
2 Ağustos 2013 tarihinde eklendi
Klasik bir vampir filmi olduğunu düşünmüyorum,zira bozuk aile yapısı,ezilen çocuk vs gibi konulara da değinmiş ve dram ve aşk konusunu güzel bir şekilde sunmuş.Filmin finalindeki havuz sahneside aklımdan çıkmıyor.Güzel bir Kuzey Avrupa filmi.
3,0
26 Mart 2011 tarihinde eklendi
"Mükemmel iyinin düşmanıdır" diye bir laf vardır. Bu film içinde rahatlıkla kullanabiliriz bu sözü.
Herşey o kadar düzenli, senaryo yazımı kusursuz, sanki senaryo; piyasada onlarcası bulunan "Senaryo Nasıl Yazılır" kitaplarından birini gece yatmadan önce okuyup sabah yönetmene yollamış birisinin elinden çıkma.
Bu kadar profesyonellik içinde amatör ruhu, kitsch estetiği istedi ruhum.
Başarılı atmosferi filmi ayakta tutuyor, gerisi yapay ne yazık ki.
4,0
6 Haziran 2011 tarihinde eklendi
Duygusal ergen yapımı olan Alacakaranlık filminden sonra bu filmi izlemek bana ilaç gibi geldi açıkçası...
10/8
3,5
13 Aralık 2015 tarihinde eklendi
İyi, hoş güzelde ben bu filmden hiçbir şey anlamadım. Yani klasik o uçmalı kaçmalı saçma vampir filmlerinden değil kabul. Ama IMDb de 8 puan alacak ne yapmış bu film ben onu çözemedim. Açıkçası gerilim deseniz ben hiç gerilmedim. Korku deseniz hiç korkmadım. Tam olarak bir senaryosu da yok yani basit bir hikaye.

Neredeyse tamamı çok ağır geçen, farklı bir film. Evet bunu kabul ediyorum, çok farklı bir film. Ama sadece farklı diye bu kadar yüksek puan almaz herhalde. Bu filmde benim yaşadığım tek duygu meraktı. Acaba ne olacak merakı. Düşük bütçeyle çekilmiş bir İsveç filmi. İsveç sineması adına pek bir bilgim yok ama bu o kadar akılda kalıcı bir değildi benim adıma. Ama hakkını vereyim vampir türü filmlerin çoğu gerçekten vasatın altında. Bu en azından farklı yapısı ile izlenilebilir bir film olmuş.

Zaten çok uzun zamandır korku filmi izlemiyordum. Çünkü artık dünyanın neresinde olursa olsun tıkandı bu sektör. Yeni bir şey üretilmiyor. Bu filmi o hevesle izledim ama beklentimin altında kaldı açıkçası. Olumlu olarak söyleyebileceğim başroldeki iki çocuk oyuncu. Hani gerçekten çok iyiydiler. Oyunculukları ile filmi izlenilebilir kılmışlar. İyi seyirler... 6.9/10
4,0
1 Ağustos 2009 tarihinde eklendi
Başından sonuna kadar ilgiyle izlenen gençlik filmi ile vampir temalarını başarılı bir şekilde birleştiren Amerikan yapımlarında olduğu gibi duygu sömürüsü ve klişelere başvurmayan ilginç bir yapım.İzlemeye değer.8/10
4,0
31 Ocak 2011 tarihinde eklendi
Benim gibi vampir saçmalıklarına rağbet göstermeyen tipteki izleyiciyi bile kendine hayran bırakacak kadar sade ve güzel bir hikaye..

8 puan
4,0
15 Şubat 2011 tarihinde eklendi
Güzel bir hikaye , basit gözüken ama bana çok içten ve sıcak gelen bir vampir hikayesi.8/10
Daha Fazlasını Göster