Senaryosunu da...
Cem Yılmaz ve Kemal Kenan ile beraber yazdıkları hikayeden, Hakan Haksun ve Altan karakterini de canlandıran aynı Cem Yılmaz ile birlik de kaleme alan Ömer Vargı'nın yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Her Şey Çok Güzel Olacak"; yılların eskitemediği, şahane nitelikteki bir "dramedy (drama comedy)" olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Kulaklarımızın pasını silen, tüm müziklerinde Mazhar Alanson'un imzasının bulunmasının yanı sıra...
Çekimlerinin tamamına yakınının zaten, İstanbul, Beyoğlu ile Bodrum ve çevresinde gerçekleştirildiğini bildiğimiz bu filme biraz daha yakından bakalım...
***
Bir yanlış anlaşılma nedeniyle çıkan kavgada...
İki yıl dört aydır görüşmediği ve Taksim'deki bir büfede, yemek yerken tesadüfen rastladığı ağabeyi Nuri'yi (Mazhar Alanson), bir grup saldırgana karşı savunurken...
Kafasına yediği şişe darbesiyle yaralanan Altan ve Rasim beyin (Sait Genay) ecza deposunda çalışan Nuri...
***
O güne kadar girdiği hiçbir iş de dikiş tutturamayan Altan'ın kafasına, pansuman yapmak amacıyla depoya uğradıklarında...
Tedavisi tamamlanan Altan orayı...
Uzunca bir süredir açmayı planladığı bar için para kaynağı olarak görmeye başlar...
***
Ve bu haberi...
Kendisinden, bir türlü hazzetmeyen ağabeyinin yanından ayrılıp...
Eve gider gitmez, yatakları ayırmış durumdaki karısı Ayla'ya da (Ceyda Düvenci) müjdelemeye çalışsa da...
Başarılı olamaz...
***
İşte bu çerçevede Altan...
Ertesi sabah yeniden ecza deposuna damlayıp...
Porche Carrera marka otomobillere tutkun ağabeyinin başına ekşiyecek...
Ama, onu iplemeyen Nuri...
Depo ile Altan'ı, genç çırak Serkan'a (Emre Sipahioğlu) emanet edip ilaç sevkiyatına çıkacak...
***
Bu arada...
Altan'da tanıdıklarının mekanlarına uğrayıp...
Sanki depoyu boşaltmışçasına...
El koyduğu o ilaçları, kime satabileceğine dair bir araştırma üzerine yoğunlaşacak...
***
Fakat aynı esnada...
Nuri'yi kafalamayı da ihmal etmeyecek...
***
Hatta bir geceyi böylelikle...
Daha çok para ettiğini öğrendiği uyuşturucu ilaçların yerini bulmak gayesi ve Ayla tarafından kovulduğu bahanesiyle...
Nuri ile beraber ecza deposunda geçirecek...
***
Sermaye gözüyle baktığı, kilitli bir dolap dolusu ilacı tespit eder etmez de...
Şoför Haluk'un (İbrahim Yalçın) vasıtasıyla, telefon numarasını oto lastikçisi Fevzi'den (Fuat Onan) aldığı...
Bu türden ilaçların, yasa dışı yollardan satışına aracılık etmesine ilaveten Bodrum'da yaşan Nusret'in (Mustafa Uzunyılmaz) adına ulaşacak...
***
Ardından...
Nusret'e telefon açar açmaz da, icraata girişecek...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 40...
***
Gırgır, şamata ve maceranın dibine vurulacağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; seneler sonra bir kez daha izlerken...
Altan ile Nuri'nin babaları Cevat rolündeki Selim Naşit Özcan'ın performansına da hayran kalacakları, 67 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,