Bir sinema salonuna girmek demek bambaşka dünyaların kapılarını aralamak demektir benim gözümde, koltuğunuza oturup filme daldığınız anda dış dünya ile bağlantınızı keser sadece filme odaklanırsınız en azından benim bunu hep yaptığımı söyleyebilirim. Bu filmler bizlere farklı hayat hikayelerini, olayları, hayalleri kısacası alışılmışın dışında ögeleri barındırdıkları için ilgimizi ayrıca çekerler. Bazı filmler zihnimizde pekde yer edinmezken vantage point gibi filmler zihnimizi sürekli çalışır durumda tutarak film esnasında bizden filme dair tahminlerde bulunmamızı isterler.Vantage point, bakış açısı adıyla gösterime giren film aynı olayı 8 aynı zamanda ama 8 farklı karakterin gözüyle, belkide tek bir anlatımda fark edemeyeceğimiz bir çok sahneyi, detayları bizim belleğimizde daha da sağlam bir yer edinmesini sağlayarak hem daha ilginç kılıyor, hemde izleyiciye farklı farklı kısa filmler izletme şansını sağlıyor. Film o kadar hızlı bir tempoda ilerliyor ki sürekli başa saran film kendini tekrar ediyormuş gibi görünsede bize bambaşka heyecanlar yaşatmayı başarıyor. Değişik bakış açıları demek kafa karıştırmanın yanı sıra filmi dinamik kılan ve konusununda sürekli bir suikast girişimini aydınlatmak olması itibariyle kendi içinde kısır döngüye ulaşıyor. Ama bu benim açımdan çok da göze batacak bir şey değil ben filmden hayli keyif aldım, ve inanın kafamdaki soru işaretlerinin aydınlığa kavuşması için filmin sonunu büyük bir heyecanla bekledim. Son derece başarılı bir şekilde kurgulanmış film, dennis quaid, matthaw fox ve çok kısa ama gayet başarılı performansıyla parlayan sigourney weaver başarılı performanslarıyla filme ayrı bir güzellik katmışlar.Bence bu filmin dokuzuncu bir bakış açısına ihitiyacı var, hayal gücünüzü çalıştırın ve o son noktayı filme siz koyun...