uzun zamandır bu kadar iyi bir aile filmi izlememiştim, sanırım herkes de filmin sıcaklığı konusunda hemfikir. gözlerimizden yaşlar gelene kadar güldük, bazen de ağlamak istedik. kafamızdaki kazanmak ve kaybetmek kavramlarını bir kez daha sorgulamamızı sağlayan ve bu iki kavram arasında aslında ne kadar ince çizgiler olduğunu gösteren bir film little miss sunshine. bazı seyirciler filmin durum komedisi olduğunu, bu nedenle çok da önemli olmadığını, oscar’a layık olmadığını düşünmüşler. bana kalırsa durum komedisi küçümsenecek bir tür değildir. tıpkı durum hikayelerinin ve romanlarının yazarken büyük özen istemesi gibi durum filmleri de dünyanın en zor varlıkları olan insanların duygu ve düşüncelerini doğru yansıtabilmek için yönetmenin neredeyse doğaüstü becerisine ihtiyaç duyar. yorumları okuyunca açıkçası şunu merak ettim: sinema sadece efekt midir? ille yeni dünyalar yaratmak, bilgisayar efektleriyle ve animasyonlarla fantastik ya da bilim kurgu filmleri mi yapmak gerekir daima? ille de her sahnede aksiyon olması mıdır bir filmi izlenmeye ve ödüllere layık kılan? ille de yüksek dozda cinsellik, yakışıklı ya da güzel, seksi oyuncular, holywood yıldızları, pahalı mekanlar, pahalı arabalar, yatlar katlar mı olması gerekir bir filmi izlememiz ve ödüllendirmemiz için? eğer öyleyse ben sinemadan hiçbir şey anlamıyorum.